ULAŞTIRMA VE ALTYAPI DURUMU

 

 

         İlçemizi ve köylerini besleyen elektrik enerjisi (ENH) Keban barajından sağlanmaktadır.1991 yılında Kemah ilçesi üzerinden ilçemize yeni bir (ENH) enerji hattı hizmete girmiştir,ayrıca üçüncü bir hat olarak Refahiye İlçesinden (ENH) enerji hattı hizmete girmiştir. 58 köy ve bu köylere bağlı yerleşim birimlerinde 1987 yılından beri elektrik enerjisi mevcuttur.

         Zaman zaman ilçemizde ve köylerinde meydana gelen elektrik kesintileri Kemah hattı ile gelen 3x3 /0 iletişim enerjisi ile kesintilerin ortadan kalktığı bilinmektedir.

 

         İlçenin mevcut içme suyu 27 km uzaklıktan gelen kaynaktan karşılanmakta olup, içme suyu isale hattı 1989 yılı eylül ayında bitirilmiş ve hizmete girmiştir. Ancak bu içme suyu ihtiyacı tam olarak karşılayamamakta, sulama suyundan motopomp vasıtasıyla depolara su pompalanmakta olup,ilçenin içme suyunu bir nebze olsun bu kaynaktan karşılanmaya çalışılmaktadır. İlçenin içme ve kullanma suyunun yeterli olmadığı ek bir kaynaktan içme suyu getirilmesi için belediye başkanlığınca gerekli çalışmalar yapılarak İller Bankasınca yeni içme suyu getirilmesi ile ishale hattının değiştirilmesi işlerinin projesi yapılarak 10.11.2006 tarihinde ihale edilmiştir.

 

         İlçede kanalizasyon şebekesinin yapımına 1991 yılında başlanılmış olup % 98’ lik kısmı tamamlanarak halkın hizmetine sokulmuştur.

         1987 yılında yapımına başlanılan İliç-Kemah bağlantılı il kara yolunun 1991 yılında ulaşıma açılmış,  1995 yılında da bu yol asfaltlanarak hizmete girmiştir. Yolun İle uzaklığı 116 km’ dir. Yolun ulaşıma açılmasından sonra ilçede sosyal ve ekonomik bir canlanmanın olduğu görülmüştür.

 

         İliç–Kuruçay - Refahiye yolu kış aylarında zor şartlarda geçit vermektedir. Bu güzergahda bulunan sünübeli geçitinde güzergah değişikliği için çalışmalar devam etmektedir.

 

         Güney komşu ilçemiz Kemaliye ilçesi ile 42 km’lik karayolu bağlantısı mevcuttur. Bu yol kar mücadelesi programı uygulandığı zaman ulaşıma yaz kış açıktır. 2000 yılında asfaltı yapılmış olup, ilçemizin Elazığ ve Malatya illerine olan bağlantısı bu yolla sağlanmaktadır.

         Karayolu ulaşımı dışında ilçemizin 2 km kuzeyinde Haydarpaşa-Kars demiryolu hattı geçmektedir. Yolcu ve yük talebine bu hat bazı mevsimlerde zor şartlar altında cevap vermektedir.

 

İlçemize bağlı yolu olmayan köy bulunmamaktadır. 34 köy yolumuz stabilize olup, 1 yol kumsuz köy yolu niteliğindeki toprak yollardır. 19 köy yolumuz asfalt, 2 köy yolunun yarısı stabilize yarısı asfalt yollardır. 

Kış aylarında yolların ulaşıma açılması için her yıl kar mücadelesi programı uygulanmaktadır.

 

 

DEMİRYOLU ULAŞIMI

             01.10.1938 tarihinde Erzincan’a bağlı Hareket Bölge Amirliği adı altında hizmete giren Devlet Demir Yolları İliç’in 3 km. kuzeyinde kurulmuş olup bu Devlet Demiryolları ağı İstanbul Haydarpaşa’dan başlayarak Kars’a kadar uzanan ulaşımın İlçe için o tarihlerde kullanılan en büyük  ve tek ulaşım   aracıdır.1975 yılına kadar yolcu,bagaj taşıması perakende parça taşıması ve tam vagon taşımacılığı yaparak bölgeye hizmet vermiştir.Tren yolunun yapımı ile ilgili olarak 1938 yılında yol yapım çalışmaları ile ilgili günümüzde halen yaşamakta olan insanların yol yapımı sırasında çekilen güçlükleri belirten hatıralarını aşağıda ifade etmektedirler.

 

DEMİRYOLU YAPIMI VE YAHYA BEY TÜNELİ OLAYI

            İliç 1919 doğumlu Halil Bayram OĞUZ,demiryolunun yapıldığı dönemi ve yol yapımı sırasında yaşanılmış trajik bir olayı “Yahya Bey Tüneli”ni şöyle anlattı;

            Demiryolu yapımı için proje gereği,çeşitli mesafelerde kısım amirlikleri oluşturuldu.Bağıştaş-İliç arası 12.kısım,İliç-Atma arası da 13.kısımdı.Ben ve amcamın oğlu Nuri 12.kısma ait,İliç-Bağıştaş yönüne doğru giderken,ilk yarmanın yapımında altı ay çalıştık.Daha sonra bir anlaşmazlık nedeniyle 13.kısma geçtik.

            Sanaksi Çayı yakınındaki tünelde (Yahya Bey Tüneli) çalışmaya başladık.13.Bölge Amiri Yahya Beyi’in amcası Saadettin Bey’di.Tünel yapımında Macar Pinter,İngiliz Serçer ve Türk Ahmet Bey olmak üzere üç mühendis çalışıyordu.Çalışanlar kerpiç evlerde kalıyorduk.Ben ve Nuri Yahya Bey’le aynı binada kalıyorduk.Yahya Bey,çok çalışkan,işini seven ve çok erken kalkan biriydi.Çalıştığımız tünel,biraz kavisli ve teknik iş becerisi gerektiren bir yerdi.Çalışmalar yapılırken nedeni bilinmeyen bir sebeple tünel çöktü.30-40 kişi öldü.Sanaksi Çayı tarafında bir yere defnedildiler.

            Kısım amirleri,yapımı teknik iş becerisi gerektiren tünel,köprü ve yarmaları zamana karşılık götürü usülde müteahhitlere verirdi.Bunun için hemen çalışmalara yeniden başlandı.20-25 günlük bir zaman geçmişti ki tünel yeniden çöktü.Birici kazadan daha fazla insan öldü.Bunun üzerine Mr.Serçer Yahya Bey’i yanına çağırarak :”Sen git babanın çiftini sür.Bu iş sana göre değil “ dedi.Yahya Bey,amcasına rağmen bu lafın kendisine söylenmesine çok içerledi.Günlerce elini hiçbir işe sürmedi.Doğru dürüst yemedi,içmedi.

            Bir gün amcamın oğlu Nuri’ye;bir teneke su ısıt da banyo yapayım dedi.Nuri de gaz ocağında suyu ısıttı.Zaten akşam üzeriydi.Herkes odasına çekilip yattı.Sabahleyin kalktığımızda Yahya Bey ortalıkta görünmüyordu.Hemen herkesin dikkatini çekti.Kapıyı çaldık cevap alamadık.Perdeler kapalı,kapı kilitliydi.Endişelendik.Hemen Atma’daki amcası Saadettin Bey’i telefonla arayıp durumu bildirdik.Saadettin Bey bir müddet sonra geldi.Kapı kırılarak içeri girildiğinde Yahya Bey’in cesedi kanlar içinde yerde yatıyordu.7.65 mm. çapında Alman Çıplağı denilen bir tabanca ile intihar etmişti.Hemen durum Kuruçay’a bildirildi.Doktor ve savcı gelerek olayı incelediler.Rapor yazarak gittiler.

            Durum Adana’daki babasına bildirildi.Bir müddet sonra babası ilçeye geldi.Durumu öğrendikten sonra;”Beni bunun için mi buraya çağırdınız?Bir ecnebinin lafı ile intihar eden birisi benim oğlum olamaz!” diyerek geçip gitti.Olay herkesi şaşkınlık içinde bıraktı.Daha çok da amcası Saadettin Bey’i çok üzdü.Saadettin Bey’in emriyle bugünkü anıt mezar yapıldı.Bu olayı her trene binişimde hala hatırlıyor ve üzüntü duyuyorum.

            Demiryolu yapımı sırasında yaşadığımız bu trajik olaydan başka,beni hala duygulandıran  gözlemlerim de var.Herkes büyük bir güç,inanç ve zevkle çalışıyordu.Hiç kimsenin zorlaması yoktu.Beline ip bağlamış,kayanın yamacında taş kırarken türkü söyleyen insanların inancı ve ruhu bu yolu yapmıştır.Yoksa ne bugünkü gibi teknoloji vardı ne de araç gereç.

            O yıllarda İliç’te ve Atma’da tiyatroların varlığı,çalışkan insanların moralini yüksek tutuyordu.İnsanların ihtiyaçlarını karşılamaları için lokanta ve fırınlar da vardı.Akşam olunca İlçede bir şenlik havası oluyordu.Kısaca insanların ülkenin kurtuluşundan sonraki,kalkınma yönündeki inançları da tamdı.(23.05.1999)

 

 

İLİÇ TREN İSTASYONU’NUN AÇILIŞ TÖRENİ HİKAYESİ

 

Emri büyük yerden aldık...O emrin delalet ettiği hedeflerin sonu yok...Asırlarca geri kalınmış,asırlarca koşulacak...Başarıları çoğaltmak ve ulaşmak için...

Ankara Garı’nın merkezinin açılma törenini yaptıktan sonra Erzincan’a yöneldik.Ankara’dan hareket ediyoruz.Uğurlayıcıların gözlerinde bariz bir gıpta vardı.

Biz bir Anadolu gelini gibi çiçeklerle,oyalarla süslenmiş ve işbaşı ettiği için kırmızı eteğini beline bağlamış derli toplu makinemiz,bizi kahteenni ile biraz acele ederek bu asırlarca “Kara Vapuru” nedir? bilmemiş illere doğru ulaştırıyor.Yenişehir ve Kayaş evlerinden mendiller sallıyarak uğurlanıyoruz.

Geçtiğimiz ovalarda,beldelerde hissediyoruz ki çevre halkı o büyük emri almışlar.

Demiryolu onlara ulaşmış onlarda demiryoluna yakışmağa azimle,imanla çabalıyorlar.Islak ve karanlık bir gecede Kayseri’ye geldik.

Kayseri’de tren personelini,bu çok gayretli ve fedakar arkadaşları değiştirdiler.Ve makinemizi biraz okşadılar,sevdiler,doyurdular ve onu yolundan alıkoydular. Defne dalları ve ışıklarla süslenen,bezenen 46060’ımızı,hazırlayıp bayram yerine giden küçük çocuğun gönlünü kırmamak için Kayseri’de alıkoymadılar,uğurladılar.

O, Kayseri’den kalkınca ne koştu bilseniz.Neden mi?Belki arkamdan seslenirler çevirirler korkusuyla.Adeta rayları doya doya içti ve sonra yine sarsılmadan süzülmeye başladı.Yağmur yağmakta biz de yol almaktayız.İşte böylece koşarak,tırmanarak fakat ıslak ıslak Sivas’a geldik.

Az bir tevafuktan sonra yolumuza devam ediyoruz.Al bayraklarla süslenen istasyonlardan geçe geçe ilerliyoruz.Daha doğrusu yükseliyoruz.Bir an geldi ki Ankara’nın bir misli daha irtifaya çıktığımızı anlıyoruz.Artık dağlar bayazlara büründü ve trenimiz buralaradan yüz akıyla geçti.

Çetinkaya’ya geldik...Burası binalarıyla personeli ile lokomotif ve kar kürerleriyle çok ciddi ve azametli ve bilhassa kuruluşunu müdrid bir iş yeri.Buraya tırmandıktan sonra biraz yorgunluk ve hız almak zaruriyeti var,zira demiryolunun en manialı mıntıkalarına yolculuk buradan başlar.Malatya, Diyarbekir’e buradan Divrik, Erzincan ve Erzurum’a gidilir.Orası eksiklikleri tamamlar ve yorulanları değiştirir ve misafirleri konaklatır.

Nitekim makinamızın buraya kadar olan muntazam ve devamlı aynı zamanda şerefli vazifesini kafii görerek onu misafir etti.O da boynunu büktü ve gözlerini silerek odasına çekildi.Gözleri ışıl ışıl yanan yapacağı işi anlamış yepyeni bir makine katara takıldı.Bizde ona mütaavatla bağlandık,tekrar yola koyulduk.Yükseklerden uçuyoruz.Dağlardan geçiyoruz.Asırlardan beri Sultanlara ancak patika için müsaade eden dağlar bugün Cumhuriyet Hükümeti’ne bağrını açmaya razı olmuş.Evvelce gösterdiği taassub bugünkü gerilimden utanarak hemen hepsi başlarını sislere gömmüşler.Yüzlerini bizlere göstermiyorlar.Büyük küçük tünel ve köprü bu hattı başaran kafa ve bileklerin oyuncağı olmuş.Onları sıralamışlar,dize getirmişler ve nihayet büyük tünel ve köprüleride birer imame yapmışlar.Yine yürümüşler.Biz de yürüyoruz.Yürürken Fıratla müsabaka ettiğimizi ve bu müsabakada kazandığımızı anlıyoruz.O dağları yarmış geçmiş biz ekseriye meyline uymuşuz.O beldeleri ayırmış biz bağlamışız.O eteklerden niyazkar akıp gidiyor biz dilediğimiz yerden geçip gidiyoruz.O dağları didiklemiş,biz dikmişiz.Ve nihayet karanlıktan ışığa ve tünelden köprüye geçerek,aşarak Divrik’e geldik.

Yol boyunca muntazam muşambalarını giymiş ameleleri geçit tünel ve yol bekçilerini bu fedakar adamları görüyoruz.Askeri bir disiplin ile katarları karşılıyor,yürüyüş tempomuzu tanzim ediyor ve uğurluyorlar.Ve bu dağları tünel ve köprüleri onların temiz ve asil varlığına güvenerek emanet ederek geçiyoruz.Açılış törenini yapacağımız Erzincan’a yaklaştıkça bir bir yeni yapılan istasyonlardan yeni yapılan İLİÇ İstasyonu’na geliyoruz.Trenimiz istasyona yaklaştıkça çoşkun halk selini görebiliyoruz.İstasyonda İLİÇ halkı bizleri bağrına basarak büyük bir sevgi ile karşıladı.

            İLİÇ İstasyonunun açılışını  01.10.1938 tarihinde saat 10.00’da yapan Nafia Vekili Ali ÇETİNKAYA çoşkun İliç halkının duygularına mazhar olan kısa bir konuşmasında Cumhuriyet’in 15. yılında yokluklar içersinde halkın refah ve huzuru için daha kolay ve rahat ulaşımını sağlamak için memleketin bugün ve daha sonraki yıllarda da atılım hamlelerine devam edileceğini belirterek Ulu Önder ATATÜRK’ün;

“Demiryolları memleketin toptan tüfekten daha mühim bir emniyet silahıdır.Türkiye Cumhuriyeti’nin tespit ettiği projeler dahilinde muayyen zamanlar zarfında vatanın bütün mıntıkaları çelik raylarla birbirine bağlanacaktır.Bütün vatan demir kütle haline gelecektir.Türk milletinin servet, refah ve medeniyet yollarında yürümesi ve Türkiye’de iktisadi hayatının yüksek inkişafları bu demirden yollarda olacaktır.

Milletin hayat saadet ışıkları bu yollarla gelecektir.Burada mühim olan nokta;Türk milletinin kendi inkişaflarının bu yollarda olacağı hakikatını bütün müşkülatlara rağmen takdir etmesi ve ona sahip olması keyfiyetidir.Demiryollarını kullanacak olan Türk milleti menşeindeki ilk sanatkarlığını demirciliğini tekrar göstermiş olmakla müftahir olacaktır.Menşeinden demirci olan ve bütün dünyaya demir sanatının naşiri bulunan Türk öz vatanında ihmal edilmiş olan bu lazimeyi elbette muasır medeniyetin bütün dünyada yükseldiği dereceye isal edecektir.”( Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK)

            Demiryollarının ihtiyaç ve gerekliliği hakkındaki bu sözlerinin İLİÇ halkına ileterek ve İLİÇ İstasyonunun açılması ile halk büyük bir sorundan kurtarılmış oldu.Demiryolunun ulaşıma sağladığı katkılarının yanında İLİÇ ekonomisine de faydası olmuştur.Peyniri ve balı ile meşhur olan İLİÇ’in ürünleri İLİÇ İstasyonunundan diğer memleketlere ulaştırılmıştır.

            Trenimiz açılışı yapılacak diğer yeni istasyonlara doğru hareket ederken bu şirin ve sıcak kanlı insanların mutluluk ve teşekkür ifadeler yüzlerinden okunan İLİÇ halkının arasından ayrılarak ATMA boğazına doğru ilerlemeye başladı.

            Ve işte “Sarp” kelimesinin izahtan ibaret kalacağı sivri granitli abideler ve bu yoldan geçen herkese hayret ve dehşet veren Atma Boğazı:Bu boğaz Dersim silsilesinin devamı üzerinde sanat eserlerinin granit dişli doymak bilmeyen boğazlarından biri.Fakat şimdi bu boğazda bir hırıltı bile kalmamış.

           Demiryolunun gelmesine ve geçmesine inat ve ısrarla ve bin müşkilatla müsaade eden bu yalçın ve dik başlı tepeler uysal ve itaatli başlar.Ve yine bu boğazda heybetli köprüsüyle FIRAT...FIRAT üzerinde o kadar köprü gördük ki halka halka aktıkça boynu uzayan ve boynu uzadıkça halka adeti çoğalan vahşi dilberlerini hatırladık.Buralardaki tüneller köprü doğurmuş ve bütün köprüleri FIRAT emziriyor.

 

 

SİVAS-ERZURUM ARASI DEMİRYOLUNUN    TARİHÇESİ

 

            548 Km uzunluğunda bulunan SİVAS-ERZURUM demiryolunda tünellerin sayısı 131 ‘dir.İçlerinde 1076,1330,720,930 m uzunluğunda olanlar ile birlikte bu tünellerin hepsi 26.885m uzunluğundadır. Açılmış bir tünelin metresinin vasat bedeli 400TL olduğuna göre  Cumhuriyet Nafiası SİVAS-ERZURUM demiryolunun yalnız tünelleri için inşaat bütçesinden 10.754.000TL ödemiştir.SİVAS-ERZURUM yolunun güzergahı tabiatın en çetin boğazlarından dolaşmakta ve Fırat,Çaltı,Karasu gibi bir çok taşkın suları aşmakta bulunduğundan inşaat faaliyetleri çok çetin mücadelelere sahne olmaktadır.

Fakat çetin ve müşkül işleri başarmak için doğmuş olan TÜRK’ün çelik azmi, dinamik enerjisi bu mücadelelerden daima muzaffer çıkmıştır.DİVRİĞİ,İLİÇ ve KEMAH geçilmiş ve nihayet ERZİNCAN Garı’na girilmiştir.SİVAS-ERZURUM hattı güzergahı CÜREK,DİVRİK,ATMA,PİNGEN,KEMAH gibi çok çetin boğazları dolaşırken büyük sular hırçın nehirler üzerine kurulmakta olan demir ve beton müteattit köprülerden ve viyadüklerden geçmektedir.

SİVAS-ERZURUM güzergahının umumi istikameti hakkında biraz izahat ve malümat vermek gerekirse;

SİVAS’tan başlayarak ilerleyen güzergah 180.km’ye gelince arıza ve müşkilatı ile tanınmış olan CÜREK Boğazı’na girer.CÜREK Boğazı, mühim geçitlerden biridir.Bu geçit DİVRİĞİ ile güzergah arasında CÜREK Boğazı’ndan bir hayli zorluklarla çıkan güzergah ÇALTI Boğazı’na dahil olur.ÇALTI Boğazı’nın 3500m uzunluğunda 24 tüneli,14 muhtelif köprü çetin mücadelelerle aşıldıktan sonra PİNGEN Boğazı’na girer.PİNGEN Boğazı güzergahın arıza meşhesinden biridir.212+500 km.’ler arası bu boğazın en büyüğü 650m’yi bulan tünel uzunluklarının tamamı 1400m.’dir.Yamaçları,korkunç uçurumları gözleri karşıya baktığında en cesur adamı bile cüret ve cesaretini bu boğazın heybeti,yüksek azmi  çelik ile fennin dinamik enerji tatbikatı ile delik deşik edilmiş büyük zorluklar içersinde yarılmış ve yırtılmıştır.Ancak yamaçlarına tırmanılmaz,uçurumlarına sarkılmaz,eteklerinde dolaşılmaz,sağa sola bakılmaz olan bu boğaz bugün Cumhuriyetin yüksek iradesi ile tamamen ezilmiş,parçalanmış istenilen şekle sokulmuş ve nihayet ancak kuşların uçabildiği boğazdan Cumhuriyet lokomotifleri zafer düdükleri çalarak mağrur ve muzaffer yürüyüşlerini arkasına taktığı vagonlarla geçmekte bulunmuştur.BAĞIŞTAŞ ve İLİÇ mıntıkasında bize göre zorlu sayılamayacak ufak tefek engeller düzeltilerek İLİÇ çıkışında bulunan 835+634 km’deki 76 no’lu tünelin yapımında birkaç defa kayma ve çökmeler olmuş bazı işçiler tünel altında kalmıştır.Tünelin teslimi yaklaşmasına rağmen istenilen noktaya gelinmemiş,yapım mütahidi Yahya EDÖLEN Bey Nafia yetkililerine baş vurarak geçikme nedenini arz edip ek süre ister.Aldığı cevap ise yolun istenilen süre içerisinde tamamlanması olur.Bunun üzerine çalışmalarını hızlandıran Yahya Bey göçük altında kalan işçilerden ve zamanında tüneli teslim edemeyeceğinden kendisini sorumlu tutar ve odasında intihar eder.  

Yahya Bey’in mezarı tünel motifli bir anıt mezara layık görülür.İLİÇ’in İstasyon Mahallesi’nde bulunmaktadır.ATMA Boğazı’na girildi.Bu boğaz güzergaha geçit vermeyecek sanılmaktadır.Bu boğazın Şeytan Köprüsü Geçiti ise çelikten yapılmış bir set gibidir.Bu geçit de FIRAT nehri 4,5m’ye kadar daralmaktadır.Fakat 14km uzunluğu olan bu boğaz, fen heyetlerini zor durumda bırakacak şekilde görülmesi yolun başka yerlerden geçirilmesi arayışına sokmuş,bu durum ANKARA’ya bir telgrafla bildirilmiş,ancak Nafia Vekili Ali ÇETİNKAYA’dan gelen cevap “Bir işçi yediği ekmek kadar taş koparabiliyorsa yolunuza devam edin...”olmuştur.Çünkü nizamlarını ve şaşmaz programlarını uygulamaya sokan Cumhuriyet Hükümeti’nin projesi öyle çizilmişti.Hele 7 km.lik bir mıntıkanın hazırlanması o kadar müşkül olmuştu ki hemen hiçbir yerde yapılmayan ameliyatlar orada yapılmış fen heyetleri bu ameliyatları göz önüne alarak bu boğazları yarıp akan sular üzerinde ancak sallarla dolaşmak sureti ile tetkiklerini yapabilmiştir.Boğazın 255.km.sinde ATMA Boğazı’ndan sıyrılıp çıkan güzergah KEMAH Boğazı’nda bir savaştan muzaffer çıkan ERZİNCAN Ovası’na dalar ve ERZURUM’a ulaşmak için bu ovayı boylar.14km uzunluğundaki ATMA Boğazı mıntıkasında;İnsan gücüyle,263000 m mikap hafir,876m uzunluğunda 6 adet tünel, 22700 m mikap tahkimat işlemleri yapılmıştır.

Bu korkunç boğazlarda tetkikat yapabilmek ve inşaatı yürütmek hayli müşkül olmuştur.Her şeyden önce tetkiklerini yapacak mühendislerin ve inşaatı yapacak işçilerin iş mıntıkalarında yaya yürüyebilmelerini temin etmek lazımdı.Çünkü ATMA Boğazı’nın iki tarafı kayalık ve sarp yamaçları tamamen dik ve 300m kadar yükseklikte olduğu gibi boğazda bazı yerlerde 20m’ye kadar dağılmaktadır.30-40 m’lik bir mesafeyi yürüyebilmek için en az üç kere sağa sola sapmak yukarı aşağıya sarkmak zaruri olmuştur.  

Bir hayli uğraştıktan sonra önceleri ancak bir metre genişliğinde bir yaya yolu açılabilmişse de sonraları tabiri mahsusi ile kuş uçup kervan geçmediği bu korkunç boğazlar fen heyetlerine işçi ve amele gruplarına şehrah hale getirilmiştir.Bu gün artık trenlerimiz emniyetli,selametli ve muzafferhane, bu boğazlardan geçmektedir.