|
ULAŞTIRMA VE ALTYAPI DURUMU
.jpg)
İlçemizi ve
köylerini besleyen elektrik enerjisi (ENH) Keban barajından
sağlanmaktadır.1991 yılında Kemah ilçesi üzerinden ilçemize yeni bir (ENH)
enerji hattı hizmete girmiştir,ayrıca üçüncü bir hat olarak Refahiye
İlçesinden (ENH) enerji hattı hizmete girmiştir. 58 köy ve bu köylere
bağlı yerleşim birimlerinde 1987 yılından beri elektrik enerjisi
mevcuttur.
Zaman zaman
ilçemizde ve köylerinde meydana gelen elektrik kesintileri Kemah hattı ile
gelen 3x3 /0 iletişim enerjisi ile kesintilerin ortadan kalktığı
bilinmektedir.
İlçenin
mevcut içme suyu 27 km uzaklıktan gelen kaynaktan karşılanmakta olup, içme
suyu isale hattı 1989 yılı eylül ayında bitirilmiş ve hizmete girmiştir.
Ancak bu içme suyu ihtiyacı tam olarak karşılayamamakta, sulama suyundan
motopomp vasıtasıyla depolara su pompalanmakta olup,ilçenin içme suyunu
bir nebze olsun bu kaynaktan karşılanmaya çalışılmaktadır. İlçenin içme ve
kullanma suyunun yeterli olmadığı ek bir kaynaktan içme suyu getirilmesi
için belediye başkanlığınca gerekli çalışmalar yapılarak İller Bankasınca
yeni içme suyu getirilmesi ile ishale hattının değiştirilmesi işlerinin
projesi yapılarak 10.11.2006 tarihinde ihale edilmiştir.
İlçede
kanalizasyon şebekesinin yapımına 1991 yılında başlanılmış olup % 98’ lik
kısmı tamamlanarak halkın hizmetine sokulmuştur.
1987
yılında yapımına başlanılan İliç-Kemah bağlantılı il kara yolunun 1991
yılında ulaşıma açılmış, 1995 yılında da bu yol asfaltlanarak hizmete
girmiştir. Yolun İle uzaklığı 116 km’ dir. Yolun ulaşıma açılmasından
sonra ilçede sosyal ve ekonomik bir canlanmanın olduğu görülmüştür.
İliç–Kuruçay
- Refahiye yolu kış aylarında zor şartlarda geçit vermektedir. Bu
güzergahda bulunan sünübeli geçitinde güzergah değişikliği için çalışmalar
devam etmektedir.
Güney komşu
ilçemiz Kemaliye ilçesi ile 42 km’lik karayolu bağlantısı mevcuttur. Bu
yol kar mücadelesi programı uygulandığı zaman ulaşıma yaz kış açıktır.
2000 yılında asfaltı yapılmış olup, ilçemizin Elazığ ve Malatya illerine
olan bağlantısı bu yolla sağlanmaktadır.
Karayolu
ulaşımı dışında ilçemizin 2 km kuzeyinde Haydarpaşa-Kars demiryolu hattı
geçmektedir. Yolcu ve yük talebine bu hat bazı mevsimlerde zor şartlar
altında cevap vermektedir.
İlçemize bağlı yolu
olmayan köy bulunmamaktadır. 34 köy yolumuz stabilize olup, 1 yol kumsuz
köy yolu niteliğindeki toprak yollardır. 19 köy yolumuz asfalt, 2 köy
yolunun yarısı stabilize yarısı asfalt yollardır.
Kış aylarında
yolların ulaşıma açılması için her yıl kar mücadelesi programı
uygulanmaktadır.

DEMİRYOLU ULAŞIMI
01.10.1938
tarihinde Erzincan’a bağlı Hareket Bölge Amirliği adı altında hizmete
giren Devlet Demir Yolları İliç’in 3 km. kuzeyinde kurulmuş olup bu Devlet
Demiryolları ağı İstanbul Haydarpaşa’dan başlayarak Kars’a kadar uzanan
ulaşımın İlçe için o tarihlerde kullanılan en büyük ve tek ulaşım
aracıdır.1975 yılına kadar yolcu,bagaj taşıması perakende parça taşıması
ve tam vagon taşımacılığı yaparak bölgeye hizmet vermiştir.Tren yolunun
yapımı ile ilgili olarak 1938 yılında yol yapım çalışmaları ile ilgili
günümüzde halen yaşamakta olan insanların yol yapımı sırasında çekilen
güçlükleri belirten hatıralarını aşağıda ifade etmektedirler.
DEMİRYOLU YAPIMI
VE YAHYA BEY TÜNELİ
OLAYI
İliç 1919
doğumlu Halil Bayram OĞUZ,demiryolunun yapıldığı dönemi ve yol yapımı
sırasında yaşanılmış trajik bir olayı “Yahya Bey Tüneli”ni şöyle anlattı;
Demiryolu
yapımı için proje gereği,çeşitli mesafelerde kısım amirlikleri
oluşturuldu.Bağıştaş-İliç arası 12.kısım,İliç-Atma arası da 13.kısımdı.Ben
ve amcamın oğlu Nuri 12.kısma ait,İliç-Bağıştaş yönüne doğru giderken,ilk
yarmanın yapımında altı ay çalıştık.Daha sonra bir anlaşmazlık nedeniyle
13.kısma geçtik.
Sanaksi Çayı
yakınındaki tünelde (Yahya Bey Tüneli) çalışmaya başladık.13.Bölge Amiri
Yahya Beyi’in amcası Saadettin Bey’di.Tünel yapımında Macar Pinter,İngiliz
Serçer ve Türk Ahmet Bey olmak üzere üç mühendis çalışıyordu.Çalışanlar
kerpiç evlerde kalıyorduk.Ben ve Nuri Yahya Bey’le aynı binada
kalıyorduk.Yahya Bey,çok çalışkan,işini seven ve çok erken kalkan
biriydi.Çalıştığımız tünel,biraz kavisli ve teknik iş becerisi gerektiren
bir yerdi.Çalışmalar yapılırken nedeni bilinmeyen bir sebeple tünel
çöktü.30-40 kişi öldü.Sanaksi Çayı tarafında bir yere defnedildiler.
Kısım
amirleri,yapımı teknik iş becerisi gerektiren tünel,köprü ve yarmaları
zamana karşılık götürü usülde müteahhitlere verirdi.Bunun için hemen
çalışmalara yeniden başlandı.20-25 günlük bir zaman geçmişti ki tünel
yeniden çöktü.Birici kazadan daha fazla insan öldü.Bunun üzerine Mr.Serçer
Yahya Bey’i yanına çağırarak :”Sen git babanın çiftini sür.Bu iş sana göre
değil “ dedi.Yahya Bey,amcasına rağmen bu lafın kendisine söylenmesine çok
içerledi.Günlerce elini hiçbir işe sürmedi.Doğru dürüst yemedi,içmedi.
Bir gün
amcamın oğlu Nuri’ye;bir teneke su ısıt da banyo yapayım dedi.Nuri de gaz
ocağında suyu ısıttı.Zaten akşam üzeriydi.Herkes odasına çekilip
yattı.Sabahleyin kalktığımızda Yahya Bey ortalıkta görünmüyordu.Hemen
herkesin dikkatini çekti.Kapıyı çaldık cevap alamadık.Perdeler kapalı,kapı
kilitliydi.Endişelendik.Hemen Atma’daki amcası Saadettin Bey’i telefonla
arayıp durumu bildirdik.Saadettin Bey bir müddet sonra geldi.Kapı
kırılarak içeri girildiğinde Yahya Bey’in cesedi kanlar içinde yerde
yatıyordu.7.65 mm. çapında Alman Çıplağı denilen bir tabanca ile intihar
etmişti.Hemen durum Kuruçay’a bildirildi.Doktor ve savcı gelerek olayı
incelediler.Rapor yazarak gittiler.
Durum
Adana’daki babasına bildirildi.Bir müddet sonra babası ilçeye geldi.Durumu
öğrendikten sonra;”Beni bunun için mi buraya çağırdınız?Bir ecnebinin lafı
ile intihar eden birisi benim oğlum olamaz!” diyerek geçip gitti.Olay
herkesi şaşkınlık içinde bıraktı.Daha çok da amcası Saadettin Bey’i çok
üzdü.Saadettin Bey’in emriyle bugünkü anıt mezar yapıldı.Bu olayı her
trene binişimde hala hatırlıyor ve üzüntü duyuyorum.
Demiryolu
yapımı sırasında yaşadığımız bu trajik olaydan başka,beni hala
duygulandıran gözlemlerim de var.Herkes büyük bir güç,inanç ve zevkle
çalışıyordu.Hiç kimsenin zorlaması yoktu.Beline ip bağlamış,kayanın
yamacında taş kırarken türkü söyleyen insanların inancı ve ruhu bu yolu
yapmıştır.Yoksa ne bugünkü gibi teknoloji vardı ne de araç gereç.
O yıllarda
İliç’te ve Atma’da tiyatroların varlığı,çalışkan insanların moralini
yüksek tutuyordu.İnsanların ihtiyaçlarını karşılamaları için lokanta ve
fırınlar da vardı.Akşam olunca İlçede bir şenlik havası oluyordu.Kısaca
insanların ülkenin kurtuluşundan sonraki,kalkınma yönündeki inançları da
tamdı.(23.05.1999)

İLİÇ TREN
İSTASYONU’NUN AÇILIŞ TÖRENİ HİKAYESİ
Emri büyük yerden
aldık...O emrin delalet ettiği hedeflerin sonu yok...Asırlarca geri
kalınmış,asırlarca koşulacak...Başarıları çoğaltmak ve ulaşmak için...
Ankara Garı’nın
merkezinin açılma törenini yaptıktan sonra Erzincan’a yöneldik.Ankara’dan
hareket ediyoruz.Uğurlayıcıların gözlerinde bariz bir gıpta vardı.
Biz bir Anadolu gelini
gibi çiçeklerle,oyalarla süslenmiş ve işbaşı ettiği için kırmızı eteğini
beline bağlamış derli toplu makinemiz,bizi kahteenni ile biraz acele
ederek bu asırlarca “Kara Vapuru” nedir? bilmemiş illere doğru
ulaştırıyor.Yenişehir ve Kayaş evlerinden mendiller sallıyarak
uğurlanıyoruz.
Geçtiğimiz
ovalarda,beldelerde hissediyoruz ki çevre halkı o büyük emri almışlar.
Demiryolu onlara ulaşmış
onlarda demiryoluna yakışmağa azimle,imanla çabalıyorlar.Islak ve karanlık
bir gecede Kayseri’ye geldik.
Kayseri’de tren
personelini,bu çok gayretli ve fedakar arkadaşları değiştirdiler.Ve
makinemizi biraz okşadılar,sevdiler,doyurdular ve onu yolundan
alıkoydular. Defne dalları ve ışıklarla süslenen,bezenen
46060’ımızı,hazırlayıp bayram yerine giden küçük çocuğun gönlünü kırmamak
için Kayseri’de alıkoymadılar,uğurladılar.
O, Kayseri’den kalkınca
ne koştu bilseniz.Neden mi?Belki arkamdan seslenirler çevirirler
korkusuyla.Adeta rayları doya doya içti ve sonra yine sarsılmadan
süzülmeye başladı.Yağmur yağmakta biz de yol almaktayız.İşte böylece
koşarak,tırmanarak fakat ıslak ıslak Sivas’a geldik.
Az bir tevafuktan sonra
yolumuza devam ediyoruz.Al bayraklarla süslenen istasyonlardan geçe geçe
ilerliyoruz.Daha doğrusu yükseliyoruz.Bir an geldi ki Ankara’nın bir misli
daha irtifaya çıktığımızı anlıyoruz.Artık dağlar bayazlara büründü ve
trenimiz buralaradan yüz akıyla geçti.
Çetinkaya’ya
geldik...Burası binalarıyla personeli ile lokomotif ve kar kürerleriyle
çok ciddi ve azametli ve bilhassa kuruluşunu müdrid bir iş yeri.Buraya
tırmandıktan sonra biraz yorgunluk ve hız almak zaruriyeti var,zira
demiryolunun en manialı mıntıkalarına yolculuk buradan başlar.Malatya,
Diyarbekir’e buradan Divrik, Erzincan ve Erzurum’a gidilir.Orası
eksiklikleri tamamlar ve yorulanları değiştirir ve misafirleri konaklatır.
Nitekim makinamızın
buraya kadar olan muntazam ve devamlı aynı zamanda şerefli vazifesini
kafii görerek onu misafir etti.O da boynunu büktü ve gözlerini silerek
odasına çekildi.Gözleri ışıl ışıl yanan yapacağı işi anlamış yepyeni bir
makine katara takıldı.Bizde ona mütaavatla bağlandık,tekrar yola
koyulduk.Yükseklerden uçuyoruz.Dağlardan geçiyoruz.Asırlardan beri
Sultanlara ancak patika için müsaade eden dağlar bugün Cumhuriyet
Hükümeti’ne bağrını açmaya razı olmuş.Evvelce gösterdiği taassub bugünkü
gerilimden utanarak hemen hepsi başlarını sislere gömmüşler.Yüzlerini
bizlere göstermiyorlar.Büyük küçük tünel ve köprü bu hattı başaran kafa ve
bileklerin oyuncağı olmuş.Onları sıralamışlar,dize getirmişler ve nihayet
büyük tünel ve köprüleride birer imame yapmışlar.Yine yürümüşler.Biz de
yürüyoruz.Yürürken Fıratla müsabaka ettiğimizi ve bu müsabakada
kazandığımızı anlıyoruz.O dağları yarmış geçmiş biz ekseriye meyline
uymuşuz.O beldeleri ayırmış biz bağlamışız.O eteklerden niyazkar akıp
gidiyor biz dilediğimiz yerden geçip gidiyoruz.O dağları didiklemiş,biz
dikmişiz.Ve nihayet karanlıktan ışığa ve tünelden köprüye geçerek,aşarak
Divrik’e geldik.
Yol boyunca muntazam
muşambalarını giymiş ameleleri geçit tünel ve yol bekçilerini bu fedakar
adamları görüyoruz.Askeri bir disiplin ile katarları karşılıyor,yürüyüş
tempomuzu tanzim ediyor ve uğurluyorlar.Ve bu dağları tünel ve köprüleri
onların temiz ve asil varlığına güvenerek emanet ederek geçiyoruz.Açılış
törenini yapacağımız Erzincan’a yaklaştıkça bir bir yeni yapılan
istasyonlardan yeni yapılan İLİÇ İstasyonu’na geliyoruz.Trenimiz istasyona
yaklaştıkça çoşkun halk selini görebiliyoruz.İstasyonda İLİÇ halkı bizleri
bağrına basarak büyük bir sevgi ile karşıladı.
İLİÇ
İstasyonunun açılışını 01.10.1938 tarihinde saat 10.00’da yapan Nafia
Vekili Ali ÇETİNKAYA çoşkun İliç halkının duygularına mazhar olan kısa bir
konuşmasında Cumhuriyet’in 15. yılında yokluklar içersinde halkın refah ve
huzuru için daha kolay ve rahat ulaşımını sağlamak için memleketin bugün
ve daha sonraki yıllarda da atılım hamlelerine devam edileceğini
belirterek Ulu Önder ATATÜRK’ün;
“Demiryolları memleketin
toptan tüfekten daha mühim bir emniyet silahıdır.Türkiye Cumhuriyeti’nin
tespit ettiği projeler dahilinde muayyen zamanlar zarfında vatanın bütün
mıntıkaları çelik raylarla birbirine bağlanacaktır.Bütün vatan demir kütle
haline gelecektir.Türk milletinin servet, refah ve medeniyet yollarında
yürümesi ve Türkiye’de iktisadi hayatının yüksek inkişafları bu demirden
yollarda olacaktır.
Milletin hayat saadet
ışıkları bu yollarla gelecektir.Burada mühim olan nokta;Türk milletinin
kendi inkişaflarının bu yollarda olacağı hakikatını bütün müşkülatlara
rağmen takdir etmesi ve ona sahip olması keyfiyetidir.Demiryollarını
kullanacak olan Türk milleti menşeindeki ilk sanatkarlığını demirciliğini
tekrar göstermiş olmakla müftahir olacaktır.Menşeinden demirci olan ve
bütün dünyaya demir sanatının naşiri bulunan Türk öz vatanında ihmal
edilmiş olan bu lazimeyi elbette muasır medeniyetin bütün dünyada
yükseldiği dereceye isal edecektir.”( Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK)
Demiryollarının ihtiyaç ve gerekliliği hakkındaki bu sözlerinin İLİÇ
halkına ileterek ve İLİÇ İstasyonunun açılması ile halk büyük bir sorundan
kurtarılmış oldu.Demiryolunun ulaşıma sağladığı katkılarının yanında İLİÇ
ekonomisine de faydası olmuştur.Peyniri ve balı ile meşhur olan İLİÇ’in
ürünleri İLİÇ İstasyonunundan diğer memleketlere ulaştırılmıştır.
Trenimiz
açılışı yapılacak diğer yeni istasyonlara doğru hareket ederken bu şirin
ve sıcak kanlı insanların mutluluk ve teşekkür ifadeler yüzlerinden okunan
İLİÇ halkının arasından ayrılarak ATMA boğazına doğru ilerlemeye başladı.
Ve işte
“Sarp” kelimesinin izahtan ibaret kalacağı sivri granitli abideler ve bu
yoldan geçen herkese hayret ve dehşet veren Atma Boğazı:Bu boğaz Dersim
silsilesinin devamı üzerinde sanat eserlerinin granit dişli doymak
bilmeyen boğazlarından biri.Fakat şimdi bu boğazda bir hırıltı bile
kalmamış.
Demiryolunun
gelmesine ve geçmesine inat ve ısrarla ve bin müşkilatla müsaade eden bu
yalçın ve dik başlı tepeler uysal ve itaatli başlar.Ve yine bu boğazda
heybetli köprüsüyle FIRAT...FIRAT üzerinde o kadar köprü gördük ki halka
halka aktıkça boynu uzayan ve boynu uzadıkça halka adeti çoğalan vahşi
dilberlerini hatırladık.Buralardaki tüneller köprü doğurmuş ve bütün
köprüleri FIRAT emziriyor.
SİVAS-ERZURUM
ARASI DEMİRYOLUNUN
TARİHÇESİ
548 Km
uzunluğunda bulunan SİVAS-ERZURUM demiryolunda tünellerin sayısı 131
‘dir.İçlerinde 1076,1330,720,930 m uzunluğunda olanlar ile birlikte bu
tünellerin hepsi 26.885m uzunluğundadır. Açılmış bir tünelin metresinin
vasat bedeli 400TL olduğuna göre Cumhuriyet Nafiası SİVAS-ERZURUM
demiryolunun yalnız tünelleri için inşaat bütçesinden 10.754.000TL
ödemiştir.SİVAS-ERZURUM yolunun güzergahı tabiatın en çetin boğazlarından
dolaşmakta ve Fırat,Çaltı,Karasu gibi bir çok taşkın suları aşmakta
bulunduğundan inşaat faaliyetleri çok çetin mücadelelere sahne olmaktadır.
Fakat çetin ve müşkül
işleri başarmak için doğmuş olan TÜRK’ün çelik azmi, dinamik enerjisi bu
mücadelelerden daima muzaffer çıkmıştır.DİVRİĞİ,İLİÇ ve KEMAH geçilmiş ve
nihayet ERZİNCAN Garı’na girilmiştir.SİVAS-ERZURUM hattı güzergahı CÜREK,DİVRİK,ATMA,PİNGEN,KEMAH
gibi çok çetin boğazları dolaşırken büyük sular hırçın nehirler üzerine
kurulmakta olan demir ve beton müteattit köprülerden ve viyadüklerden
geçmektedir.
SİVAS-ERZURUM
güzergahının umumi istikameti hakkında biraz izahat ve malümat vermek
gerekirse;
SİVAS’tan başlayarak
ilerleyen güzergah 180.km’ye gelince arıza ve müşkilatı ile tanınmış olan
CÜREK Boğazı’na girer.CÜREK Boğazı, mühim geçitlerden biridir.Bu geçit
DİVRİĞİ ile güzergah arasında CÜREK Boğazı’ndan bir hayli zorluklarla
çıkan güzergah ÇALTI Boğazı’na dahil olur.ÇALTI Boğazı’nın 3500m
uzunluğunda 24 tüneli,14 muhtelif köprü çetin mücadelelerle aşıldıktan
sonra PİNGEN Boğazı’na girer.PİNGEN Boğazı güzergahın arıza meşhesinden
biridir.212+500 km.’ler arası bu boğazın en büyüğü 650m’yi bulan tünel
uzunluklarının tamamı 1400m.’dir.Yamaçları,korkunç uçurumları gözleri
karşıya baktığında en cesur adamı bile cüret ve cesaretini bu boğazın
heybeti,yüksek azmi çelik ile fennin dinamik enerji tatbikatı ile delik
deşik edilmiş büyük zorluklar içersinde yarılmış ve yırtılmıştır.Ancak
yamaçlarına tırmanılmaz,uçurumlarına sarkılmaz,eteklerinde dolaşılmaz,sağa
sola bakılmaz olan bu boğaz bugün Cumhuriyetin yüksek iradesi ile tamamen
ezilmiş,parçalanmış istenilen şekle sokulmuş ve nihayet ancak kuşların
uçabildiği boğazdan Cumhuriyet lokomotifleri zafer düdükleri çalarak
mağrur ve muzaffer yürüyüşlerini arkasına taktığı vagonlarla geçmekte
bulunmuştur.BAĞIŞTAŞ ve İLİÇ mıntıkasında bize göre zorlu sayılamayacak
ufak tefek engeller düzeltilerek İLİÇ çıkışında bulunan 835+634 km’deki 76
no’lu tünelin yapımında birkaç defa kayma ve çökmeler olmuş bazı işçiler
tünel altında kalmıştır.Tünelin teslimi yaklaşmasına rağmen istenilen
noktaya gelinmemiş,yapım mütahidi Yahya EDÖLEN Bey Nafia yetkililerine baş
vurarak geçikme nedenini arz edip ek süre ister.Aldığı cevap ise yolun
istenilen süre içerisinde tamamlanması olur.Bunun üzerine çalışmalarını
hızlandıran Yahya Bey göçük altında kalan işçilerden ve zamanında tüneli
teslim edemeyeceğinden kendisini sorumlu tutar ve odasında intihar eder.
Yahya Bey’in mezarı
tünel motifli bir anıt mezara layık görülür.İLİÇ’in İstasyon Mahallesi’nde
bulunmaktadır.ATMA Boğazı’na girildi.Bu boğaz güzergaha geçit vermeyecek
sanılmaktadır.Bu boğazın Şeytan Köprüsü Geçiti ise çelikten yapılmış bir
set gibidir.Bu geçit de FIRAT nehri 4,5m’ye kadar daralmaktadır.Fakat 14km
uzunluğu olan bu boğaz, fen heyetlerini zor durumda bırakacak şekilde
görülmesi yolun başka yerlerden geçirilmesi arayışına sokmuş,bu durum
ANKARA’ya bir telgrafla bildirilmiş,ancak Nafia Vekili Ali ÇETİNKAYA’dan
gelen cevap “Bir işçi yediği ekmek kadar taş koparabiliyorsa yolunuza
devam edin...”olmuştur.Çünkü nizamlarını ve şaşmaz programlarını
uygulamaya sokan Cumhuriyet Hükümeti’nin projesi öyle çizilmişti.Hele 7
km.lik bir mıntıkanın hazırlanması o kadar müşkül olmuştu ki hemen hiçbir
yerde yapılmayan ameliyatlar orada yapılmış fen heyetleri bu ameliyatları
göz önüne alarak bu boğazları yarıp akan sular üzerinde ancak sallarla
dolaşmak sureti ile tetkiklerini yapabilmiştir.Boğazın 255.km.sinde ATMA
Boğazı’ndan sıyrılıp çıkan güzergah KEMAH Boğazı’nda bir savaştan muzaffer
çıkan ERZİNCAN Ovası’na dalar ve ERZURUM’a ulaşmak için bu ovayı
boylar.14km uzunluğundaki ATMA Boğazı mıntıkasında;İnsan gücüyle,263000 m
mikap hafir,876m
uzunluğunda 6 adet tünel, 22700 m
mikap tahkimat işlemleri yapılmıştır.
Bu korkunç boğazlarda
tetkikat yapabilmek ve inşaatı yürütmek hayli müşkül olmuştur.Her şeyden
önce tetkiklerini yapacak mühendislerin ve inşaatı yapacak işçilerin iş
mıntıkalarında yaya yürüyebilmelerini temin etmek lazımdı.Çünkü ATMA
Boğazı’nın iki tarafı kayalık ve sarp yamaçları tamamen dik ve 300m kadar
yükseklikte olduğu gibi boğazda bazı yerlerde 20m’ye kadar
dağılmaktadır.30-40 m’lik bir mesafeyi yürüyebilmek için en az üç kere
sağa sola sapmak yukarı aşağıya sarkmak zaruri olmuştur.
Bir hayli uğraştıktan
sonra önceleri ancak bir metre genişliğinde bir yaya yolu açılabilmişse de
sonraları tabiri mahsusi ile kuş uçup kervan geçmediği bu korkunç boğazlar
fen heyetlerine işçi ve amele gruplarına şehrah hale getirilmiştir.Bu gün
artık trenlerimiz emniyetli,selametli ve muzafferhane, bu boğazlardan
geçmektedir.

|