|
Ş İ İ R L E R
HİLAL GİBİ
-Sembolü Saatli Çeşme,
Gürül gürül akar durur.
Tarihtir o değer biçme,
Üstünde yıllar bulunur.
Kıvrımlıdır İliç yolu,
Bahçeleri gül kokulu,
Beş minare, üç okulu,
Gerçekler burda okunur.
Bir yanında Kemaliye,
Doğası Hakk’tan hediye,
Bu ayrılık neden, niye?
Yürekler hepten burkulur.
Yerleşimi hilal gibi,
Serin olur söğüt dibi,
Seherdeki bir kuş gibi,
Esen yel gibi yoğrulur.
Yüce yüce sıra dağlar,
Her yanından sular çağlar,
Mesiredir Bahçebağlar,
Sofralar yere kurulur.
Sevdalıdır içi yanar,
İki gözü iki pınar,
Hasan Baba’yı anar,
Dualarla huşu bulur.
Sevgi dolu gönülleri,
Civanmerttir yiğitleri,
Durmak yok hep ileri,
Yücelerde hedef bulur.
Zeki DUMLUPINAR
Milli Eğitim Şube Müdürü
İLİÇ’im
Dağlarında koyun, kuzu güttüğüm,
Yaylasında gece- gündüz yattığım,
Senin için bu canımı verdiğim,
Sevgiyle yoğrulmuş güzel İLİÇ’im
İLİÇ’in dağları ne çok kar imiş,
Soğuğundan çayır çimen kurumuş,
Gurbetinde sevda çekmek zor imiş,
Hasretle yoğrulmuş güzel İLİÇ’im.
Bahar gelince suları çağlar,
Mor sümbüllü güzelim bağlar,
Her köşesinde bir garip ağlar,
Sevda ile yoğrulmuş güzel İLİÇ’im.
Aşağıçeşme’si ,Gaztepesi,
Güzelim bahçedir her köşesi,
Halaz Adnan der ki bu İLİÇ Beldesi,
Sevgiyle yoğrulmuş güzel İLİÇ’im
T Ü R K Ü L E R
YAYLADAN GEL KÖMÜR GÖZLÜM YAYLADAN
-Köprüyü geçtim de uzanır dağlar,
Kesildi mektubum, kapandı yollar,
Körolasın kader, gurbette bağlar...
Yayladan gel kömür gözlüm, yayladan.
Ne kadar methetsem o kadar güzel,
Kaldırır başını, gözünü süzer.
Muskalar yaptırdım, değmesin nazar,
Yayladan gel kömür gözlüm, yayladan.
Gelin oldum bir lüm eline,
Dedi bayram kına yakma eline,
Kurban olam suna gibi geline,
Yayladan gel kömür gözlüm, yayladan.
SANDIK TÜRKÜSÜ
-Oy sandığım sandığım,
Ateşine yandığım.
Sen bana yar olmadın,
Hayıf benim yandığım.
Sandık üstü sırmalı,
Niye bekar durmalı?
Bekar duran gızları,
Kurşun ile vurmalı .
Sandığı sıra dizdim,
Altını kola dizdim.
Ne iyi günler imiş,
Yar söyledi ben güldüm.
Sandık üstünde şişe,
Kırıla yere düşe.
Kaynanamın başına,
Atom bombası düşe.
BAŞI PARE PARE DUMANLI DAĞLAR
-Başı pare pare dumanlı dağlar,
Duman eylenir mi kar olmayınca?
Bana derler: Gül gönül, eylen,
Gönül eylenir mi yar olmayınca?
Aşağıdan gelir saçı sırmadan,
Nere koyup gidem murat almadan.
Verin Beşliyi ben beni vuram,
Ölüm hayırlıdır böyle durmadan.
M A N İ L E R
-Gökte uçan tayyare
Selam söyle o yare
Ben kendime yar buldum
Bulsun başına çare
-Mangal oldum külüm yok
Bülbül oldum dilim yok
Sen bu elden gideli
Ağlamadık günüm yok
-Gidin bulutlar gidin
Yarime selam edin
Yarim uykuda ise
Uykusun haram edin
-Mani benim ezberim
Kan ağlıyor gözlerim
Ben o yarin yolunu
Ölene dek gözlerim
-Dereler olmasayadı
Çiçekler solmasaydı
Ölüm Allah’ın emri
Ayrılık olmasaydı
-Kuleden gel kuleden
Sesin aldım kuleden
Seni o kaşın gözün
Beni sana kuleden
-Mektup yazdım kış idi
Kalemim gümüş idi
Daha çok yazacaktım
Parmaklarım üşüdü
-Bıyıklarım sorma mıdır tel midir?
Giyindiğim kutnu mudur,şalmıdır?
Bağıştaş durağına bir asker inmiş
Gidem bakam, gardaş mıdır,el midir?
-İliç’in başı kenger
Yar yüzün bana dönder
Dönderirsen tez dönder
Yoksa yersin bir minder
-Patatesi haşladım
Soymaya başladım
Sen aklıma gelince
Ağlamaya başladım
-İliç’in dağında avcılar gezer
Derindir gölleri ördekler yüzer
İnsan bacısından bunca mı bezer?
Her ayda bir mektup yolla
-Köşede mavi minder
Minderin ucu dönder
O yatış yatış değil
Yar yüzün bana dönder
-Uzun tandır ekmeği
Ekmeğe su sepmeli
Oğlan nerden öğrendin
Ergen kızı öpmeyi
-Lale sümbül olaydım
Yollarına konaydım
Gelen geçen yolcuya
Ben yarimi soraydım
-İliç’in başından bir yıldız uçtu
Beni görenlerin çiğeri pişti
O pişmiş ciğerden bende isterim
Özledim yarimi görmek isterim
-Sepet sepet üzümsün
Anne iki gözümsün
Sen bu elden gideli
Sabah akşam sözümsün
-Katırcı katırın kala miriye
Götürme yarimi dönder geriye
Kalem kaşlarına,ala gözüne
Vermişim gönlümü almam geriye
M A S A L L A R
KIZ VE KARDEŞLER:
Bir varmış bir yokmuş.Allah’ın kulu da çokmuş.Çok söylemek
de çok günahmış.Bir Padişah varmış.Padişahın yedi tane oğlu varmış.Karısı
hamile imiş. Oğulları anasına demişler ki:“Kız olursa kapıya bayrak Erkek
olursa tüfek asın.”Kız olmuş ancak yanlışlıkla kapıya tüfek
asmışlar.Onlarda evi terketmişler ve bir mağarada yaşamaya başlamışlar.
Kız büyümüş ve bir gün anasına:
- Benim kardeşlerim yok mu ? diye sormuş.
Anası da:
-Vardı;fakat bir yanlışlık yüzünden evi terk ettiler şimdi
mağarada yaşıyorlar.
Kız annesine:
-“Bana külden eşek yap ki gidip kardeşlerimi görem.” demiş.
Annesi de iki-üç kere külden eşek yapmış.Kız her defasında
eşeğe “çüş” demesiyle eşek yıkılıyormuş.Nihayetinde kız mağaraya
ulaşmış.”Çüş” diyerek eşeği yıkmış ve mağaraya girmiş.Oraları silmiş,
süpürmüş; tertemiz etmiş.Sonra da saklanmış.Epey zaman bu böyle devam
etmiş.Yedi kardeşler bu durumu merak etmişler ve olayı çözmek için sırayla
her gün nöbet tutmuşlar.Ancak nöbet esnasında hepsi uyuyakalmışlar ve
mağarayı silip süpürenin kim olduğunu bulamamışlar.Sıra en küçük kardeşe
gelmiş. Küçük kardeş nöbette uyumamak için küçük parmağını kesip içine tuz
koymuş.Böylece sabaha kadar uyuyamamış.Kız kardeş mağarayı temizlemek için
ortaya çıkınca küçük kardeşe yakalanmış.
Sonra kıza :
- “Sen in misin,cin misin?” diye sormuş.
Kız da ona herşeyi anlatmış.Kardeş olduklarını
söylemiş.Diğer kardeşlerine bunu anlatınca çok sevinmişler.Birgün
kerdeşleri kızkardeşlerine Evde üzüm bulursan yeme, kediye ver
demişler.Kız kardeş buna dikkat etmiş; ama bir gün unutarak üzümü
yemiş.Bunun üzerine kedi gidip kibritlerin üzerine pislemiş.Kibritler
yanmamış.”Ne yaparım, ateşi nasıl yakarım?” diye düşünürken uzakta
devlerin ateşini görmüş.Bunun üzerine ateş almak için devlerin yanına
gitmiş.Devlerden ateş alarak mağaraya geri dönmüş.Ancak devlerden biri
kızı takip ederek mağaraya gelmiş.
Dev kıza:
-“Fatmacık,Fatmacık,elini uzat ki kardeşlerin sana
gönderdiği yüzüğü takayım.” demiş.
Kız, deve parmağını uzatmış.Bu esnada dev, kızın parmağını
ağzına alarak kanını emmeye başlamış.Kız halsiz bir şekilde kapının
arkasına düşmüş.Akşam olunca kızın abileri eve dönmüş.Kız kardeşlerini
yerde yatarken bulmuşlar ve uyandırmışlar.Kız başından geçenleri abilerine
anlatmış.Kardeşleri bu devi yakalamak için 7 gün 7 gece çalışarak bir kuyu
kazmışlar.Kazdıkları kuyunun üzerine halı kapatmışlar.Dev bu oyunu
anlayamamış.Halının üzerinden yürürken kuyuya düşmüş ve ölmüş.Kuyunun
üzerini kapatmışlar.Bir zaman sonra bu kuyunun üzerinde sarmısak
bitmiş.Kız bu sarmısaklardan alarak yemek yapmış.Akşam gelen kardeşlere bu
yemeği yemiş.Kardeşlerden altı tanesi bu yemeği yer yemez geyik olup dağa
kaçmışlar.Bir tanesi de yarı geyik yarı insan olmuş.Kızkardeşiyle beraber
mağarada kalmışlar.Kız kardeşi padişahla evlenerek mutlu olmuşlar.
Onlar ermiş muradına,biz çıkalım kerevetine.
HOROZ :
Bir varmış bir yokmuş.Evvel zaman içinde bir horoz
yaşarmış.Bu horoz birgün çöplükte eşinirken ayağına bir diken
batmış.Ağlamış,sızlanmış ve bir nineye rastlamış.Ona demiş ki:
-Nine ayağımdaki dikeni çıkarır mısın?
Nine de:
-“Olur.” demiş.
Horozun ayağından dikeni çıkarmış.Horoz dikeni almış ve
nineye, “Bu dikeni al ve sakla ,zamanı gelince ben onu senden alırım.”
demiş ve gitmiş.Nine, horozun gitmesinden sonra günlerce beklemiş ama
horoz gelmemiş.Nine, birgün gaz lambasını yakarken lambanın fitili
bozulmuş.Dikeni almış fitilin yerine koymuş ve lambayı yakmış.Tam o sırada
horoz çıkagelmiş.Nineye seslenerek:
-“Nine şu benim dikenimi versene.” demiş.
Nine de dikeni ne yaptığını anlatmış.O sırada horoz
tutturmuş, “Ya dikenimi verirsin,ya da ineğini.”O kadar diretmiş ki nine
de ineği vermeye mecbur kalmış.İneği alan horoz yola koyulmuş.Az gitmiş,
uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, derken bir düğün alayına rastlamış.Düğün
sahibine demiş ki:
-“Bu ineği al,ben gelene kadar sakla.”
Horoz gittikten sonra düğün sahibi horozun dönmesini
günlerce beklemiş. Ama horoz bir türlü gelmiyormuş.Düğün sahibi ineği
kesmiş,düğün alayına bir güzel ziyafet çekmiş.Tam o sırada horoz
çıkagelmiş.Düğün sahibinden ineği istemiş.Düğün sahibi de ineği kestiğini
ve misafirlere ziyafet çektiğini anlatmış.O zaman horoz tutturmuş, “Ya
ineği verirsin ya da gelini.” diye.Düğün sahibi bir türlü horozu ikna
edememiş.Mecbur kalmış gelini vermeye.Gelini alan horoz yola koyulmuş.Az
gitmiş, uz gitmiş ;dere tepe düz gitmiş ve altı ay bir güz gitmiş.Yolda
bir çobana rastlamış.Çoban da o sırada koyunlara kaval çalıyormuş.Horoz
çobana dönerek:
-“Heyy,çoban! Kavalı ver.” demiş.
Çoban da kavalı vermiş ve gelini almış.Kavalı alan horoz
kavalı çalarak şöyle diyormuş.
-Dikeni verdim,ineği aldım.ineği verdim, gelini aldım,
gelini verdim, kavalı aldım.Düüüüüt......Düddürüdüüüüüüüüüüt..............................
FAKİR ADAM :
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde köyün birinde
dürüst, kendini Allah’a emanet etmiş, fakir ve saf bir adam varmış.Yakın
bir köyden Allah’ın emriyle kızını istemeye gelmişler.Bu adam kızını hemen
vermiş.Bir zaman sonra kızını görmeye gitmiş.Kızı ve damadı babalarının
fakir olduğunu bilerek buna bir “Sihirli Horoz” vermişler. Demişler ki
paradan daraldığın zaman “Öt horozum, öt.” dersin, demişler.
Adam da gün gelmiş paradan daralmış ve hemen horoza “Öt
horozum, öt” deyince horozun ağzından inciler dökülmeye başlamış.Bunları
toplayan fakir adam, incileri satarak ihtiyaçlarını gidermiş.Birgün işi
çıkmış.Horozunu komşuya bırakarak komşu köye gitmiş.Ve saf olduğu için
komşuya “Sakın haaa! Horoza, öt horozum, öt” demiyesin demiş.Komşusu bu
işi merak etmiş.
Hemen arkasından horoza “Öt horozum ,öt” demiş ve horozun
ağzından inciler dökülmeye başlamış.Bunu gören komşusu hemen bu horoza
benzeyen başka bir horoz getirerek horozları değiştirmiş.Fakir adam köye
dönmüş.Komşusuna teslim ettiği horozunu alarak eve gelmiş.Horoza, “Öt
horozum, öt” demiş.Fakat horoz ötmüyormuş.Bunu gören adam, horozu
komşusunun değiştirmiş olabileceğini düşünerek komşusuna gitmiş ve Bu
benimi horozuma benzemiyor,çünkü Ötmüyor demiş.Fakat komşusu Bu konuda
benim bildiğim yok diyerek onu geri göndermiş.Bundan sonra saf adam,
damadı ve kızının yanına giderek horozunun çalındığını söylemiş.onlar da o
adama bir topuz vermişler, topuzu komşuya verip ona “Vur topuzum, vur.”
demesini söylemişler.Adam topuzu alarak komşusunun evine gitmiş. Ve
topuzunu bırakmış , çıkarken komşusuna, “Sakın haaa! Bu topuza vur topuzum
vur demeyesin.” diyerek oradan ayrılmış Komşusu da bunda bir iş olacağını
zannederek topuza; “Vur topuzum, vur. “ demiş,demesiyle birlikte topuz
başlamış komşusuna vurmaya .Komşusu, fakir adamı çağırarak: “Aman komşu
beni kurtar. “ diye yalvarmış.Fakir ve saf adam da, “Sihirli horozumu
verirsen seni kurtarırım.”demiş.Adam bunu kabul etmiş ve sihirli horozu
sakladığı yerden alıp getirerek teslim etmiş.Bunun üzerine saf adam, “Dur
topuzum, dur. “deyince topuz durmuş.Fakir ve saf adam horozuna ve topuzuna
sahip olmanın keyfiyle oradan mutluluk içinde ayrılmış.
ARAP :
Bir varmış, bir yokmuş.Evvel zaman içinde, kalbur saman
içinde develer tellal iken pireler berber iken köyün birinde bir adamla
bir kızı varmış.Bu kız birgün hastalanmış.Babası hekim getirmiş.Hekimler
de:
-“Kızın derdinin dermanı lahanadır.” demişler.
Kızın babası aramış, taramış hiçbir yerde lahana
bulamamış.Nihayet birgün bir adam:
-“Şu dağın ardında bir Arap var,orada lahana bulabilirsin.”
demiş.
Kızın babası kalkmış dağın ardındaki Arap’a gitmiş.Gitmiş ama gitmez olsay
ış.Bir de ne görsün.Arap’ın bir dudağı yerde ,bir dudağı
gökte ;ama ne çare adam durumu Arap’a anlatmış.Arap:
-“Kızına lahana veririm; ama sen de kızın iyileştikten
sonra bana vereceksin.” demiş.
Adam düşünmüş, taşınmış,çaresiz olduğunu anlamış ve peki
demiş. Lahanayı almış köye dönmüş.Vaziyeti kızına anlatmış.Kız da bu işe,
“Peki” demiş ve lahanayı yemiş.Bir gün sonra kız iyileşmiş, kalkıp Arap’ın
yanına gitmiş.Arap kıza kırk anahtar vermiş ve demiş ki:
-“Balkayası’nda kırk tane kapı var.Sana vereceğim
anahtarlarla otuz dokuz tanesini aç ama birini sakın açma.”
Kız açmış olduğu her odada binbir güzellik görmüş.Kırkıncı oda daha
güzeldir diye birgün de bu odayı açmış.Açmaz olsaydım.Bir de ne görsün oda
iskelet ve cesetlerle doluymuş.Bu arada Arap Kızı gözetliyormuş.Kırkıncı
kapıyı açtığını görünce kızın yanına gitmiş ve :
-“Seni yiyeceğim.” demiş.
Kız da:
- “Acele etme,beni şimdi yeme şu anda çok pisim
temizleneyim de öyle ye.” demiş.
Arap kabul etmiş.Bunun üzerine kız hamama gitmiş.Durumu hamamcı kadına
anlatmış.Hamamcı kadın ona sabun ve jilet vermiş.Demiş ki:
-“Sana sabunla jilet vereceğim.Buradan hemen kaçacaksın.
Arap, durumu anlayıp peşinden gelecek.Sen o zaman sabunu kıy jileti at.”
Demiş.
Bunun üzerine kız kaçmış.Peşinden Arap Kızı
kovalamış.Kız,hamamcı kadının dediğini yaparak sabunu kıyıp, jileti
atmış.Sabuna basan Arap yere düşer.Jilet de vücudunu keser.O sırada
sarayın veziri o bölgede avlanmaktadır.Durumu gören vezir Arap’ı
öldürür.Kızı kurtarıp sarayına götürür.Daha sonra kızla vezirin oğlu
evlenirler.Kırk gün kırk gece düğün yapılır.Onlar erer muradına, biz
çıkalım kerevetine
İLÇEMİZDE ANLATILAN HALK HİKAYELERİNDEN BİR ÖRNEK
AHMET VE MEHMET :
Bütün kuşlar yuva yapar
Bilmem ne zaman gelecek
Yaralarım göz göz oldu
Derman ne zaman gelecek
Bir canıma duramadım
Bir gün olur nihayet
Boynum ağrıyor cellat
Ferman ne zaman gelecek
Ahmet ile Mehmet İstanbul’da Kaymakamlık Okulu’nda
okurlar.Ahmet evin tek erkek çocuğudur.Bunun için her ne istiyorsa yerine
getiriliyor.Ahmet birgün babasına bir mektup yazarak, “ Canım Babacığım
çok sevdiğim, canım kardeşim Mehmet isminde bir arkadaşım var.Eğer izin
verirsen arkadaşımla tatili İliç’te geçirmek istiyoruz” der.Mektubu alan
babası buna çok sevinir.Oğlunun hareketini yüreğinde hissederek
gözyaşlarını döker ve yazar,der ki;”Bir arkadış değil bin arkadaşını bile
konuk ederiz.Kapımız açıktır.” Ahmet’in babası Mahmut Ağa komşusunun kızı
Persa Sultan’ı oğlu Ahmet’e nişanlamıştır.Nişan yüzüğünü annesi mektubun
içine koyarak Ahmet’e gönderir ve oğluna şunları yazar:
“Oğlum Ahmet,sana layık olan kızı seçtik.Çok akıllı ve çok
asaletli.Ahmet mektubu alır ve arkadaşı Mehmet’e bu hususta hiçbir şey
söylemez.Tatil olunca Ahmet ve Mehmet tatillerini geçirmek için İliç’e
doğru yola çıkarlar.İliç’e yaklaşınca Ahmet’in gözleri doldu.Başındaki
saçları birer ok olup rengi solmaya başladı.Mehmet, Ahmet’e sordu:.
-“Ahmet, sende bir hal var ;sanki başının üstüne duman çökmüş gibi.”
Ahmet, bunu şöyle anlatır:
“İçerim yanıyor başımda duman.
Korkarım Mehmet Bey ayrılam senden
Dünyayı verseler bağışlamam ben
Korkarım Mehmet Bey ayrılam senden”
Mehmet gözleri dolmuş etrafına baktı;İliç’in altındaki
bahçeleri gördü ve dedi ki:
-İkimiz bir yastıkta büyümüş gibiyiz.Nasıl ayrılırız?
Ve Ahmet:
“İçimde olan yaralar
Dünya değil tek sıra
Şimdi gördüğüm rüyalar
Korkarım ayrılam Mehmet’im senden” der.
İliç’e iyice yaklaşmışlardı.Mehmet karşıda bir saray gördü
ve Ahmet’e dönerek:
-“Bu saray sizin mi?” diye sordu.
Ahmet ilk bakışta evi tanıyamadı.Çünkü Ahmet İstanbul’a
Kaymakamlık Okulu’na gittikten sonra oğlunun gelişine yakın babası evi
onarmıştı.Ahmet,biraz daha alıcı gözüyle bakınca Mehmet’in sorduğu yerin
kendilerine ait olduğunu söyledi.İliç’te trenden inen Ahmet ve Mehmet
beraberce evlerinin yolunu tuttular.Bu sırada Ahmet’in baba ve annesi
Ahmet ve misafirini kapıda bekliyorlardı.Ahmet ve Mehmet eve ulaşınca
kapıda bekleyen annesi Ahmet’e sarılarak:
-“Yarabbi sana sükürler olsun ki oğlumun yüzünü bana gösterdin.” dedi ve
hemen içeri aldı.
Akşam oldu yatma zamanı gelince Mehmet’in odasını
gösterdiler.Mehmet’in yattığı oda Ahmet’in nişanlısının yattığı odanının
karşısına düşüyordu.
Ahmet’in nişanlısı ise Ahmet’in geldiğini duymuştur.Sabah
Ahmet’i görmek gayesiyle balkona çıkmış oturuyordu.Bu sırada Mehmet
uyanmıştı.Pencereden dışarıya bakmak için perdeyi kaldırdı.Bir de ne
görsün;Balkonda öyle güzel bir kız oturmuştu ki tarifi mümkün değil.Mehmet
bu güzellik karşısında dayanamadı bayıldı.Bir görmede yıldırım çarpmış
gibi oldu.Ahmet uyandığında sabahın dokuzu olmuştu.Hizmetçilere Mehmet’in
uyanıp uyanmadığını sordu.Ancak cevap alamayınca Mehmet’in yattığı odaya
doğru gitti ve odanın kapısını açtığında Mehmet yerde yatıyordu.Onu binbir
güçlükle uyandırdı.Bayılmasının sebebini sorduğunda karşıki evin
balkonunda bir kız gördüğünü ve bu kıza aşık olduğunu bu yüzden
bayıldığını anlattı.Ahmet bu evin kime ait olduğunu bilmediğinden Mehmet’e
“Düşündüğün şeye bak, hemen kızı isteriz” dedi ama içine bir kuşku
düşmüştü.Hizmetçilerden birini çağırdı ve bu evin kime ait olduğunu
sordu.Hizmetçi de Ahmet’in kulağına eğilerek evin nişanlısı Perse Sultan’a
ait olduğunu söyledi.Ahmet bu cevaptan sonra Mehmet’in aşık olduğu kızın
kendi nişanlısı olduğunu anladı.Ama ne var ki Mehmet’e aşık olduğu kızı
isteyeceğine söz vermişti.Bunun üzerine hizmetçilerden birini çağırarak
Persa Sultan’a gönderdi ve buluşma talep etti.Persa Sultan buluşmayı
sevinerek kabul etti ve buluşma yerine gitti.Bu sırada Ahmet iki adet
yüzük almış,kızın yüzüğünü ipek bir mendil içine koyarak Persa Sultan’ın
yanına gitti.Ahmet kızı görünce kızın güzelliğine hayran kalır ve o da
aşık olur.Ancak ne var ki bir sözü vardır.Bu bilen Ahmet Persa Sultan’a
dönerek:
-Arkadaşım Mehmet seni görmüş ve sana aşık olmuş,Bende seni
ona isteyeceğime söz verdim,bunun kabul edersen beni memnun edeceksin
dedi.
Persa Sultan bu söze bir şiir okuyarak karşılık verdi.
-Perişanım sözüm olmasın acı
Bir derde düşesin olmaz ilacı
Vardan düşesinde olup dilenci
Dilenip de kapımıza gelesin
Ahmet bir taraftan acısını sezdirmemeye çalışır.Diğer
taraftan yüzükleri Mehmet’in ve Persa Sultan’ın parmağına takar.Ahmet’in
babasının bu işlerden hiç haberi yoktur.Ahmet Mehmet ve Persa Sultan’ı
arabaya bindirir.Erzincan’a gönderir.Yolda Persa Sultan hiç durmadan
ağlar.Mehmet bunun sebebini sorunca ben Ahmet’in niyanlısıydım.Seni çok
sevdiği için hatırını kıramadığından dolayı beni sana verdi.
Aradan yıllar geçti.Mehmet Erzincan’a vali olur.Ahmet ise
merakından amansız bir hastalığı yakalanır,takatsız kalır.Bütün varını
yoğunu harcar elinde beş kuruş parası kalmaz.Bir gün babasının Kaymakamlık
Okulu’nda okurken Persa Sultan ile nişanlındığında görderdiği yüzüğü
satmak mecburiyetinde kalır.Yüzüğü sattığı kuyumcu Mehmet’in
babasıdır.Ahmet yüzüğünü satarken kuyumcuya gösterdiği yakınlıktan dolayı
kuyumcunun hoşuna gider ve onun yanında çalışmasını ister.Ahmet de bunu
kabul eder.Ahmet kuyumcu dükkünında çalışırken heybeli bir köylü
gelir.Köylü “Heybem burada kalsın,Cuma namazından sonra gelip alacağım”
der;fakat aylar,yıllar geçer köylü gelip heybesini almaz.Ahmet merak edip
heybeyi açtığında bir de ne görsün?İki teneke dolusu altın olduğunu
görür.Günlerden birgün Vali Perse Sultan’la beraber altın almak için
kuyumcuya gelir.Burada Ahmet’le karşılaşır.Birbirlerini tanırlar.Vali,
Ahmet’e:
-“Persa Sultan’ı 8 yıl boyunca yanımda taşıdım ve sizin aşkınıza saygı
duyduğum için hiçbir şekilde elimi sürmedim.Nişanlını sana veriyorum.”der.
Bu habere çok sevinen Ahmet ve Persa Sultan, yıllar sonra
kavuşmanın sevinciyle birbirlerine sarılırlar.İki teneke altını da alarak
yeniden hayata başlar ve mutlu bir hayat sürerler. |