|
İLÇENİN
TARİHİ

İliç İlçesinin ne
zaman ve kimler tarafından yerleşim merkezi olarak seçildiği kesin olarak
bilinmemektedir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Malatya ve Elazığ
yöresinden gelen Türk ailelerinin yerleşmesiyle 1302 yılında köy olarak
görülmektedir. Bu tarihten sonra Malatya ilinin Kemaliye ilçesine bağlı
bucak merkezi durumundadır. 1286 yılında ilçe olarak teşekkül eden Kuruçay
ilçesine, bucak olarak bağlanmıştır. İliç 15.06.1939 yılında Bakanlar
Kurulu Kararıyla İliç Bucağı ilçe merkezine Kuruçay ilçesi de bucak
merkezine dönüştürülmüştür.
İlçenin ne zaman bir yerleşim alanı olarak seçildiği kesin olarak
bilinmemekte;ancak, Erzincan, Kemah,Sivas Divriği,Kemaliye'deki tarihi
gelişmelere paralel olarak İliç ve civarının da aynı tarihi gelişmelere
sahne olduğu sanılmaktadır.
Bölgede yapılan araştırmalarda“Son Kalkolitik”ve “İlk
Tunç Çağı” devrelerinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, “Karaz Türü Çanak
Çömlekleri” adı ile tanımlanan yaygın ve homejen,kendine has eserleriyle
bir kültür grubu ortaya çıkar.”Karaz Kültürü”adının yanısıra,buluntu
yerlerine göre çeşitli isimler altında tarif edilen bu kültür,gerçekte çok
mühim bir tarihi hadiseyi ve gelişmeyi yansıtmaktadır.Adı geçen arkeolojik
materyal Hurriler’e ait olup,dil yapısı bakımından Ural-Altay dil ailesi
ile yakınlık gösteren bu kavmin çeşitli kollar halinde
Trans-Kafkasya,Kura-Aras yöresinden Doğu Anadolu ve komşu bölgeler üzerine
yaptıkları göç ve yayılmalarını belgelemektedir. Araştırmacılar bu
yöreninin de bu kültürün gelişim bölgesi içinde zikrederler.
“Tarihi Çağlar”da,bölge hakkındaki aydınlatıcı bilgileri
,Hitit ve Asur çivi yazılı kaynaklardan edinmekteyiz.M.Ö.lll.bindeki Hurri
kabilesinin ve Urartular gibi akraba boylarının göçlerini müteakip,M.Ö.ll.binde
Doğu Anadolu’da birtakım küçük feodal beyliklerin teşekkül ettiği
görülür.Bunlardan birisi de Kemah yöresindeki beyliktir.
Hitit kaynaklarında “Hayaşa”adı altında tarif edilen
Kemah bölgesi,Asur kaynaklarında zaman zaman Nairi Konfederasyonu’nun
hakim olduğu topraklar dahilinde zikredilmektedir.Bu feodal
beylik,konfederasyonun bir üyesidir.M.Ö.Xll.veXl.yy.’larda ve lX.yy.’ın
ortalarında,Karasu ile Murat suyunun (Yukarı Fırat’ın ana
kolları)arasındaki bölge”Suhme/Suhmi/Suhni/Suhma” adlarını taşımaktadır.M.Ö.lX,yy,’ın
ikinci yarısında ,Doğu Anadolu’ya yapılan Asur seferleri gittikçe
yoğunlaşır.Bunun üzerine,Uruatri ve Nairi Konfederasyonları,birleşerek
Urartu Devleti’ni kurarlar.Urartu Kralı ll.Argişti(M.Ö.714-685)devrinde
.Kemah ve Erzincan yörelerinin Urartu Devleti’ne ilhak edilerek batı
sınırlarında güçlü bir eyalet merkezi haline getirildiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra bölgede Medler’in hakimiyeti görülür.Medler’i
takiben Persler’in Doğu Anadolu’ya hakim olmalarıyla Kemah-Erzincan yöresi
dahil Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı,Pers Kralı l.Dareios’un yeniden
organizasyonu sonucunda o çağlardaki adı ile-“Armina/Arminyia”
Satraplığı’na,yani Xlll.Satraplık bölgesine dahil edilmiştir.
M.Ö.401-400 yılları arasında Doğu Anadolu ’nun çeşitli
yörelerinden geçen Hellen savaş
kafilesinin yürüyüş öyküsünü anlatan Ksenephon,o sıralardaki durum
hakkında şu bilgileri vermektedir.
“...(Kasım 401-Şubat 400)-Oradan da (Dicle’nin
kuzeyinden) Teleboas(Fırat’a bağlı bugünkü Karasu) ırmağına kadar olan
onbeş parasanglık yolu(75-80 km) üç günde (Hellenler) aldılar.Bu ırmak o
kadar büyük değildi ama pek güzeldi;kıyılarında da bir çok köyler vardı.Bu
memlekete Batı Armenia deniliyordu.”
“..Armenia evleri yeraltında idi. Kapıları bir kuyu ağızı
gibi dardı;ama içleri genişti.Hayvanlar için yollar kazılmıştı,fakat
insanlar merdivenlerle iniyorlardı.Evin içinde keçiler,koyunlar,sığırlar
ve kümes hayvanları çocuklarla karmakarışıktı.”
“...Pers dilini anlayan tercüman aracılığı ile muhtarını
sorguya çektikler;ona bu memleketin neresi olduğunu sordular.”Armenia”dedi.Atları
kimin için beslediklerini sormalarına karşılık da:-“Büyük Kral için,vergi
olarak.” cevabını verdi.Bu atlardan vererek oraya giden yolu da tarif
etti.”...Hellenler Phasis(Pasin) ırmağı boyunca ilerlediler.
M.Ö.331’de İskender’in
Persler’i yenilgiye uğratması ile Makedonyalılar’ın eline geçti.
Roma egemenliği
döneminde,yörede önceleri Satraplık olan Araks Krallığı
bulunuyordu.Erzincan ve yöresi; Pontus,Araks ve Roma arasında çekişmelere
neden olduysa da,M.Ö.64’te Roma bölgede kesin denetimi sağladı.M.Ö.l.yy’da
Roma’nın karşısında gücünü koruyan tek devlet, İran’da Partlar’ın Arsak
soyundan gelen Arsaklılar Devleti idi.M.S.30’ kadar bölgede Arsaklılar
Romalılar’la savaştılar.Bu tarihten sonra Arsaklılar yöreyi ele geçirdi.M.S
lll.yy’da Sasaniler’in bölge de etkin oldukları görülür.
Bugünkü modern
toplumlar,Erken Orta Çağ’da Asya ve Ön Asya haritasına bakıldığı zaman
Anadolu’da iki büyük devlet görülür;bir yanda Pers
İmparatorluğu,karşısında da Bizans İmparatorluğu.
387 tarihinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Persler ve
Bizanslılar arasında paylaştırılıp sınır taksimi yapılmıştır.Bu toprak
ayırımına göre Bizans sınırı Erzurum ve Muş’a kadar dayanıyordu. Bu sınır
ayırımı İmparator Teodosius ve Pers Kralı Şapur arasında yapılmıştır. V.yy.’da
Persler, Hristiyanlar’a karşı hoşgörülü olmayan bir politika
izlediler.571’de Anadolu’da Bizans topraklarına doğru sürekli bir göç
başlamıştır.591’de Bizans ile Persler arasında yeniden bir sınır
ayarlaması yapılmış,hatta Pers İmparatorluğu yıkıldıktan sonra 686-687
tarihlerinde Bizans,Hazar Denizi’ne kadar sızabilmişti. İslamiyet’in
zuhurundan kısa bir müddet sonra,bu bölge Araplar’ın akınlarına maruz
kalmıştır.
640-661 tarihleri arasında yöre Bizans ve Araplar
arasındaki çekişmelere sahne olmuş,661’de Araplar yöreyi tamamen ele
geçirmişlerdir.Bu arada bu bölge, Hazar Türkleri’nin istilasına
uğramıştır.683-686 tarihleri arasında Hazarlar, Kafkaslar’ı aşarak
Anadolu’ya girmiş ve yörede bulunan Arap emirliklerini yok etmiştir.
Bizans İmparatorluğu’nun muhafız alayı Hazarlar’dan
oluşuyordu.İmparator Heraklius kızını Hazar Kağanı’na
vermişti.Bizans-Hazar-Arap ilişkilerinde Doğu Anadolu’da küçümsenmeyecek
kadar önemli bir süre Hazar Türkleri yerleşiminin bulunması
önemlidir.Tarihin kaydettiği batıya yönelik diğer önemli Türk akını da
Peçenek akınıdır.Reşidüddin ve Kaşgarlı Mahmud, Peçenekleri Oğuz boyları
arasında saymaktadır.Peçenekler,Selçuklu Oğuzları’nın dışında Anadolu’ya
çeşitli akınlar yapmışlardır.Erken Ortaçağ’da Hazar,Peçenek,Kuman
gibi,Bizans İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı hudutlarına yerleştirilmiş Türk
boylarının mevcudiyetini kaynaklar ispatlamaktadır. Türk boyları bazen
Bizans İmp.'un bazen halifelerin hizmetine geçerek Anadolu’ya
Selçuklulardan evvel savaşsız ve sürekli bir Türk yerleşimi
oluşturmuşlardır.
Bu bölgede Ermeni sakinlerinin varlığı, Bizans
İmparatorluğu’nun Ermeniler’i hudut boylarından çekerek daha iç bölgelere
yerleştirme politakasından doğmuştur.Bizans,bu yöreleri askeri
kumandanlıklar halinde idare etmekte ve komutanlığa Armeniak ismi
vermektedir.Eski Roma,Latin-Grek,Arap ve Ermeni yazarları l.Ermenistan,ll.,lll.velV.Ermenistan’dan
bahsederler. Bizans İmparatorluğu’ndan evvel Romalılar aynı vilayet
taksimini yapmışlardı.Araplar’dan ve Romalılar’dan gelen bu idari
taksimatı olduğu gibi kabul etmişler ve yöreye yukarıda belirtildiği gibi
Armeniak adını vermişlerdir.
Haritada da görüldüğü gibi bu vilayetler Bizans vilayetleri olup
kesinlikle bağımsız Ermenistan söz konusu değildir.
Savaş ve ticari
faaliyetlerin geçiş alanı olan Erzincan ve havalisi,dinlerin de geçit
alanı üzerinde bir köprü durumuna girer.Nihayet lV.yüzyıl sonları,Hristiyanlığın
çok tanrılı dinlere karşı zaferi olmuştur.Bu yörede öncelikle Ermeniler bu
dini kabul etmişlerdir. Onların bu dinde otoriter olmaları,diğer ırkların
da Hıristiyan olduktan sonra Ermenileşmelerine sebep olmuştur.
Dolayısı ile Doğu
Anadolu’da(bu bölgede) Ermeni diye adlandırılan toplum,homojen bir
milliyet ve kültürün temsilcisi değil,pek çok etnik zümrelerin karmaşık
bir yığını sıfatına haiz insanların toplamından ibarettir.
Yeri ve yapısı itibariyle Roma’nın vazgeçemediği
Anadolu’nun Doğu tehlikelerine karşı korunmasında bugünkü Eğin, İliç ve
Kemah’tan, kuzey Çimen-Pulur dağlarına doğru uzanan hat üzerindeki dağ ve
tepeler tahkimata en elverişli yerler olarak Anadolu için yaptığı
savunmalar, genelllikle bu hat civarındaki halkın-bir nesil süresi kadar
da olsa-rahat yüzü görmemelerine vesile olmuştur.
Bölge bir anlamda Doğu
Anadolu’ya girişin kapısı konumundadır.Dolayısıyla bir çok tarihi olaylara
sahne olmuştur.
Bugünkü Sivas olan Sebastia’dan Erzincan havalisiyle ilintisi olan üç
yönlü yol vardır.Bunlardan biri,Divriği üzerinden Kemah’a gelen orta
yoldur. İlkçağlarda Sivas’tan(Sebastia) Erzincan’a giden yol bügünkü
Altıntaş(Zımara)Köyü’nden geçmektedir.Zımara’dan Analiba (Darnalis)’e
oradan Synoria’ya gidilirdi.Buralar o zamanlarada büyük bir yerleşim yeri
olarak belirtilmektedir.
Synoria:Bugünkü
İliç ve Refahiye arasında,bölgede yapılan en önemli üç kaleden biri olup
Paryadros dağ silsileleri üzerinde muhkem bir yerdedir.Synoria’nın kelime
anlamı “Sınır Memleketi” demektir.Bugün tam yeri bilinememektedir.
Analiba(Darnalis):Synoria’dan sonra buraya gidilirdi.Ptolemy,buranın Fırat’ın
batısında,Küçük Armenia’da olduğundan bahseder.Bugün tam yeri
bilinememektedir.
Zimara(Zibatra):Analiba’dan sonra ve batıdan gelen Divriği(Tephrike)yolunun da
kesişerek, Malatya’ya inilen üç yolun kesişim yerinde;Fırat’ın
kenarındadır.İlkçağ yazarlarınca zikredilir.Roma devrinde olduğu
kadar,Doğu Roma(Bizans) zamanında da önemini korumuş,Bizans-Arap
mücadelelerinin yapıldığı mıntıkalar arasında kalmıştır. Vlll.ve lX.yüzyıl
içerisinde Bizans ve Araplar arasında el değiştirmiş,bir ara İmparator
Theophilos(829-842)tarafından 837’de tahrip edilmiştir.Arap Tarihçi Kudame,
Zimara’yı Bizans kentleri arasında zikretmektedir.
Yöre halifeler ile Bizanslılar arasında birkaç defa elden ele
geçmiştir.754-755‘te yöre Bizanslılar’ın eline geçmiştir.Sonraki asırlarda
Bizanslılar’a tabi kalmıştır.
X.asrın ikinci yarısında Doğu Anadolu’ya Oğuz Türkleri’nin göçü
başlamıştır.960’larda iki bin çadırlık Türk’ün bölgenin doğu kesimlerinde
yurt tuttuğu tahmin edilmektedir.
1015’ten itibaren Anadolu’ya başlayan Türk akınlarının
tesir sahasında kalan İliç ve çevresi,1071 Malazgirt Zaferi’nden kısa bir
müddet sonra tamamen Türk toprağı oldu.Alpars- lan,Malazgirt Zaferi’ni
müteakip kumandanlarından Emir Mengücek’e Erzincan,Kemah ve Kuruçay(İliç)
havalisini ikta ederek bu memleketlerin fethedilmesini emretmiştir.
Bunun üzerine Kemah,Erzincan ve mülhakatını zapteden Emir
Ahmed Mengücek Gazi,Mengücek Beyliği’ni kurarak Kemah’ı merkez yaptı.ll.Kılıç
Arslan,Danişmend Beyliği’ni, ülkesine katarak Mengücekliler’i de kendisine
tabi kılmıştır.Bu suretle Mengücekoğulları Selçuklular’ın himayesi altında
uzun müddet emniyet içinde yaşadılar.Nihayet Harizmşah Celaleddin
Mengüberdi ve Moğol istilaları dolayısıyla Doğu Anadolu hududlarını
emniyet altına almak isteyen Selçuklu Sultanı l.Alaaddin Keykubat,
1228’de Mengücek Beyliği’ni Anadolu Selçuklu Devletine bağladı. Kösedağ
Savaşı’nda (1243) Selçuklular, İlhanlılar’a yenilince,Erzincan ve yöresi
İlhanlı yönetimine girdi.
Son İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın
ölümünden(1335) sonra yöre Eretna- oğullarının idaresine geçti.Kemah,Kuruçay(İliç)ve
havalisi,bir müddet,Erzincan Emiri Mutahharten ile son Eretna Hükümdarı ll.Mehmed
Bey’i bertaraf ederek Sivas’ta hükümdarlığını ilan eden (1381)Kadı
Burhaneddin Ahmed(öl.1398)arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. 1398’de
Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı toprağına katıldıysa da bir müddet
sonra Timur istilasına maruz kaldı. Kemah,Kuruçay(İliç)ve Erzincan
civarı,bundan sonra Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın 1467’de Karakoyunlu
Devleti’ni ortadan kaldırarak, buraları hakimiyeti altına almasına kadar
geçen devrede,birbirlerine rakip olan iki Türkmen topluluğu arasında sık
sık el değiştirmiştir. Bunların birbirleriyle amansız mücadeleleri
yüzünden Doğu Anadolu’nun bir çok şehir ,köy ve kasabaları büyük ölçüde
tahribata uğramıştır.Bu bölgeler ancak Uzun Hasan(1453-1478) zamanında
istikrar ve huzura kavuşabilmiştir.
1473’te Fatih Sultan Mehmed, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ı
Otlukbeli’nde yenilgiye uğratarak Erzincan ve yöresinin kesin olarak
Osmanlı Devleti’ne katılmasını sağladı. Bu dönemde İliç(Kuruçay)Erzincan
Sancağı’na bağlı bir kaza merkezidir.
Uzun Hasan’ın ölümünden sonra 1502’de Safeviler’in
yönetimine geçen yörede Şah İsmail’in 12 yıl süren yönetimi, Yavuz
Selim’in Çaldıran’da Safeviler’i kesin yenilgiye uğratmasıyla son
buldu(1514).Yörenin Osmanlı Devleti topraklarına katılımı Yavuz Sultan
Selim’in 15 Mayıs 1515’te Kemah Kalesi’ni fethetmesi ile olmuştur.Yavuz
Selim Kemah’ı müstakil bir sancak olarak Karaçinoğlu Ahmed Bey’in
idaresine vermiştir.
Türkler’in burayı(İliç) yurt edinmesi ilk olarak Elazığ
ve Malatya yöresinden Mehmet KAYA,Hüseyin ÜNLÜER,ZOBİ ailelerinin
gelmesiyle olmuştur.Bu Türk aileleri geldiklerinde İliç’te 60’a yakın ev
vardı.Burada da Ermeniler yaşardı.Bu tarihlerde İliç’in 19 köyü ile
Kemaliye ilçesine bağılı bir bucak merkezi olduğu görülmektedir.Daha sonra
buraya gelen Türk aileleri 40 hane kadar olmuşlar ve Ermeniler’le birlikte
yaşamışlardır.Başlangıçta bu iki kavim arasında hiç te önemli olaylar
çıkmamıştır.Yalnız Ermeni sürgününden bir yıl önce Ermeniler şehrin
doğusunda bulunan Köybaşı Tepesi’ne çıkarak Türkler üzerine taş toprak
yağdırmışlardır. Olayı o gün bucak müdürü olan Mehmet KAYA
bastırmıştır.Ermeniler sürgün edilerek İliç’ten çıkarılmışlardır.1938
yılında demiryolunun İliç’ten geçmesi üzerine Kuruçay kaza merkezi İliç’e
taşınarak ilçe olmuştur.
Çevredeki Tarihi Olaylar:Ermeniler,yurdumuzun
diğer bölgelerinde olduğu gibi burada da çiftçilik yaparak zengin
olmuşlardır.Diğer gayrimüslimler gibi bunların da askere alınmamaları
servetlerini daha da arttırmalarına sebep olmuştur.Bunların refah ve
zenginlikleri arttıkça idealleri de değişmiş,ihtirasları büyümüş,yeni bir
Ermeni Devleti kurma sevdasına kapılmışlardır.Tarihin her devrinde
kendilerine şeref payeleri çıkaran ve eski bir medeniyetin varisi
olduklarını iddia eden Ermeniler,Avrupa okullarından aldıkları zehirli
fikirlerle,manastırdan da papazların aşıladığı milliyetçilikle,büsbütün
şoven bir hale gelen Ermeniler, kendilerine zulüm ediliyor diye banane
edip dünya kamuoyunda propogandaya giriştiler.Toplantılar
düzenleyip,beyannameler dağıtıyorlardı.Bu ihtilallerini Batılı
diplomatların da teşvik ve himaye etmesi bunları iyice şımartıyordu.
Ermeni
nüfusunun ilçemizde en kalabalık olduğu yer Armutlu bucağı idi.Armutlu o
zaman Kuruçay’a bağlıydı.Buradaki Ermeniler Pingen’deki (Divriği)
Ermeniler ile devamlı irtibat halinde idi.Gayelerini gerçekleştirmek için
ilk önce Aharon adındaki bir dava vekilini öldürmekle işe başladılar.Aharon,bunların
gittikleri yolun yanlış olduğunu söyleyince,komite bu zatı hain addederek
idamına karar vermiş,komitenin kararını B.Armutlu Ermenileri’nden olan
İblisoğulları icra etmiştir.Bu zatın öldürülmesi ile Ermeniler’in gayesi
tamamen anlaşıldı.Herkes korkusundan sindi.Ne yazık ki o devrin hükümeti
bu faaliyetleri hiç takip etmiyor ve gerekli tedbirleri almıyordu.
Hazırlıklarına yıllarca devam ettiler.Nihayet 1891 yılında
Kuruçay Kaymakamı Ahmet Bey, gizli bir Ermeni teşkilatının varlığını
anlamış ve bunların çalışmalarını takibe de B.Armudan Köyü’nden Huşikoğlu
Ömer Ağa’yı görevlendirmiştir.Fakat Ermeni komitasının istihbaratı durumu
anlayarak bir ziyafete Ömer Ağa’yı da çağırmışlardır.Burada Ömer Ağa feci
bir şekilde öldürülüp, ölüsünü de evinin önüne getirip yakmışlardır.Bu
durum karşısında,Kuruçay Kaymakamı tahkikata girişip komiteyle ilişkisi
olan 10 kişiyi yakalatıp mahkemeye vermiştir.Bunlar kürek cezasına mahkum
edildilerse de Meşrutiyet’in ilanı üzerine affa tabi olmuşlardır.
1895 yılında
Şebinkarahisar Savcısı’nı öldürdüler.Gayeleri ortamı karıştırarak
Avrupalılar’ın müdahalesini sağlamaktı.Canilerin bulunmasına Erzincan
Savcı Muavini Remzi Bey görevlendirildi.Tahtikat neticesinde failler
meydana çıkarıldı.Armudanlı Allahoğlu Hacı Kalost’un evinde bir çok
silah,dinamit,tenekeler dolusu barut,askeri elbise ve nişanlar,Ermeni
komitesine ait evrak ve malzemeler bulundu.Artık Ermeniler’in gayeleri
ortaya çıkmıştı.Türkler’e karşı düşmanca hareketlerinden Türkler’le
Ermeniler’in arası tamamen gerilmişti.
l. Dünya
Savaşı sıralarında iyice azıtan Ermeniler dağlarda soygunlar yapıyor,Türk
köylerinde erkeksiz kalan kadın ve çocukları tehdit ediyorlardı.24 Temmuz
1917’de Ruslar’ın Erzincan’a kadar gelmesi üzerine tamamen şımarmış olan
Ermeniler,nihayet Ruslar’ın yurttan atılması üzerine layık oldukları
cezayı buldular.Böylece her yurt köşesi gibi Erzincan çevresinin de acısı
dinmiş oldu.
Ali Cevad,İliç’e
ilişkin şu bilgileri vermektedir:”Erzurum Vilayeti’nin Erzincan Sancağı’na
bağlı ilçe merkezi bir kasabadır.Toprağı çok verimli olduğu için her çeşit
tarım ürünü yetişir.Yerel küçük sanayi alanında,kaba dokumalar,bürümcük
benzeri yünden ince şayaklar dokunur. Ayrıca, kapı perdesi ve ev döşemesi
olarak kullanılan bir tür keçe de dokunur.İlçe 5 bucak(Armudan, Aşami,Kozkışla,Kocakarı,
Harviş) ve 61 köyden oluşur.Tüm ilçede 1.799 ev vardır.10.760’ı Müslüman,
2.610’u Ermeni, 203’ü Ecnebi olmak üzere ilçe nüfusu toplam 13.573’tür.
İlçede 17’si Müslüman, 8’i Ermeni toplam,25 okul vardır.İslam okullarının
1’i medrese,öbürleri ilkokuldur.”
AŞİRET ,KABİLE ve OYMAK ADLARI ve BU
ADLARIN MANALARI
Anadolu’nun doğu illerinde yaşayan ve çoğu çok eski devirlerden
beri göçebe bulunan aşiretlerin hepsi de Öz Türk ırkına mensup ve aynı
boydan gelme topluluklardır.Bunların oturdukları köy ve yurt adlarının da
Türkçe olduğu görülmektedir.
En eski Türk kabileleri,kendi kabile,aşiret ve oymak
adları için birtakım hayvan adlarını da alarak kullanmışlardır,yuhut kendi
kabile adlarını ilk rastladıkları yahut insana alıştırdıkları hayvanlara
vermek adetini taşımışlardır.Bu adlar bize eski Türk yaşayış ve
adetlerinin çeşitlerini ve iç yüzünü de öğretmektedir.Bu suretle,tabiattan
alınan adların manaları sonradan o aşiretin totemi aynı zamanda da işareti
de olmuştur.Akkoyun,Karakoyun gibi.
Kuruçay:Çorum ili İskilip ilçesinde bir yerde Kuruçay adı
ile anılan bir Türk aşireti oturmaktadır.
Kuruçay’da:Armudan bucağı
Kisha:Ekilecek olan soğan ufaklarına
Terek:Raf
Zazalar’ın konuştukları dilin sözleri arasında Türkçe sözler pek
çoktur.Bu dil Türkçe,eski Farsça pek az Ermenice ve Arapça’nın klasik
sözlerinden yapılmış ve üzerinde işlenmemiş bir dildir.Dilin edebiyatı da
yoktur.Yalnız halk manileri bu dilin edebiyatını teşkil eder.
Zazalar’ın renklere verdikleri adlar da Öz Türkçe’dir;mor,yeşil,mavi...gibi.
Oda,pencere,baca,ahır,otak,gözik gibi Türkçe sözler Zaza dilinde de
kullanılır.Zazalar’ın bir kısmı kendilerinin İran’dan geldiklerini ve
Kaçar Türkleri oymaklarından olduklarını söylerler.
ÖZ TÜRKÇE BAZI İLÇE VE BUCAK ADLARI
Armudlu...............Armudan:Bucak/İLİÇ.Bağlı
olduğu aşiret Bozulus’tur.
Atma/Atmalı/Atmalu........Atma:Köy/İLİÇ.Konar-göçer
Ekrad Türkü cemaatıdır.Gerek Anadolu ve gerekse Rumeli kesimlerinde
mevcutları bulunur.”Atma”,Türkçe’deki fiillerdendir.Yün eğirmek için
kullanılan çubuğa bazı yörelerimizde “çildirgi” ve bazı yerlerde ise “atma
çubuğu”denir.Ayrıca yapıların üzerini örtmekte kullanılan kalın ağaçlara
da “atma’denilmektedir.
Avanik...........Avarik:Köy/İLİÇ.Ekrad/Türk
cemaatlarındandır.Adı geçen köyün bu cemaatlardan hangisinden ad aldığı
müphem,fakat,”Avar”(Bir Türk boyu) ve “k” küçültme eki taşıyan Türkçe bir
kelime olduğu açıktır.Anadolu’nun bazı yörelerinde “Avarık”a “avarlık”(ev
yakınındaki küçük sebze bahçelerine verilen addır.) da denir.
Bağlıca..............Bağlıca:Köy/İLİÇ.Yörük
cemaatlarındandır.
Basdaklı/Basdaklu:.......Basdana:Köy/İLİÇ.Türkmen
cemaatındandır.
Biziki/Bizeki.......Bizgi:Köy/İLİÇ.Ekrad
Türkleri aşiret ve cemaati olup,Rışvan aşiretine mensubtur.
Boyalık/Boyalı,Boyacalı/Boyacalu.........Boyalık:Köy/İLİÇ.”Boyacı”,”Boyacılu”diye
adları geçen yörük cemaatlarının büyük bir kısmı Orta Anadolu kentlerinde
bulunmaktadırlar.”Boyalı”olarak söylenenler ise,Malatya’dan Haymana’ya
kadar olan yerlerde mevcuttur.
Çöplü.........Çöpler:Köy/İLİÇ.Konar-göçer
Türkmen cemaatidir.”Çöp”,Türkçe’de daha ziyade kırılmış küçük ağaç
parçasıdır.
Doğan.............Doğan:Köy/İLİÇ.Eski
Türk geleneklerinde bulunan ongunlardandır.Yine pek çok Türk aşiret ve
cemaatı bu kelimeden türetilen adlara sahiptir.
Enbiyalı/Enbiyalu,Enbiyacalı,Enbiyalar.........Enbiya:Köy/İLİÇ.Orta
ve Güney Doğu bölgelerinin bazı kesimlerinde rastlanan Türk-Yörük
cemaatlarındandır.
Gedenli/Gedenlü,Gedene............Gedenek:Köy/İLİÇ.Ekrad
Tükleri cemaatinin adıdır.Gedene; keçe çadır,göçebe çadırı anlamına gelir.
Karaballı/Karaballu,Karabali,Karabalili.....Kemah-Kuruçay/İLİÇ
havalisinde bulunan Ekrad Türkleri cemaatındandır.
Karakaya,Karakayalı/Karakayalu.............Karakaya:Köy/İLİÇ.Konar-göçer
Türkmen cemaatidir.
Karataş,Karataşlı/Karataşlu................Karataş:İliç’te
bir mevki adı.Türkmen yörük cemaatinin adıdır.
Kererli/Kerecurlu/Kirecurlu.............Kerer:Köy/İLİÇ.Türk
cemaatlerindendir.Kelimenin menşei “Ker” olup,bugünkü “germek” fiiliyle
alakalıdır.Orta Asya Türkleri’nde çadıra,kışlık eve “Keregü”, ”Kerege” adı
verilir.Selçuk’un ulu dedelerinden adı “Kerakuçi Hoca”dır.Bazı Türk
mahallerinde Kerege,Türk çadırının ağaç iskeleti demektir.Orta Asya’daki
karşılığı “gergi”dir.Kervan sözü de bu adla ilgilidir.
Kozluca............Kozluca:Köy/İLİÇ.Yörük
Türk cemaatlerindendir.Yörede evlerin altında bulunan davar ağılına veya
sadece kuzular için ayrılan bölümlere bu ad verilir.
Kunduslu................Kundusu:Köy/İLİÇ.Yörük
Türkleri cemaatlerindendir.İsmin bir çeşit buğday türü olarak
kullanılan”kundulu”,”kunduruy”ile eş anlamlı olduğu sanılır.
Kuranşa,Kurunşah/Kuranşalu...........Kuran:Köy/İLİÇ.Konar
göçer Türkmen cemaatidir.”Kuran”; yapan,imar eden demektir.
Levendbaylı/Levendboylu...........Levent-pınar(Eski
adı Erhami):Köy/İLİÇ.Türkmen Ekradı cemaatlerindendir. Levend;
boylu-boslu,yakışıklı kimselere verilen addır.
Paşaağalı/Paşaağalu.............Paşağı:Köy/İLİÇ.Göçer
evli Tükmen cemaatidir.
Rişvanlı/Rişvanlu.............Orta
ve Doğu Anadolu’nun bazı yörelerinde ve Kuruçay/İLİÇ havalisinde bulunan
konar-göçer Türkmen cemaatıdır.Badılı aşiretine bağlıdır.
Sevirli/Sevirlü.............Servegi:Köy/İLİÇ.Konar-göçer
Ekrad Türkleri cemaatlerindendir.Rışvan aşiretine tabidirler.Ancak adı
geçen köyün bu cemaatla ilgisi müphemdir.
Tirikan,Tirikanlı/Tirikanlu;Tinkarlı/Tinkanlu.............Tinkar:Köy/İLİÇ.Daha
ziyade Doğu ve Orta Anadolu’nun bazı yörelerinde bulunan konar-göçer Ekrad
Türk cemaatı olup,Merdisi aşiretine tabidir.
Turgut,Turgutlu,Durgut,Durgutlu,Durgutobası..........Tuğut:Köy/İLİÇ.Yörük
Türkmen cemaatıdır.Mamulu aşiretine tabidir.
Urur,Uru,Urik,Urfat..............Urik:Köy/İLİÇ.Osmanlı
belgelerinde Kiğı yöresinde oldukları kaydedilen Türkmen Ekradı
taifesindendir.
Yakub,Yakubi,Yakublu,Yakublar...........Yakublu:Köy/İLİÇ.Konar-göçer
Türkmen cemaatı olup,Mamulu aşiretine tabidir.
Yaylalı/Yaylalu,Yayla................Yörük
cemaatı olup,Kuruçay/İLİÇ yöresinde de oldukları kaydedilmiştir.
Kozkışla--------------Köy/İLİÇ
Kuruçay--------------Bucak/İLİÇ
Dengiz:Büyük
göl ,Büyük Nehir;Türkmen oymağının adı.Oğuz boylarından.
Tinker-------Köy---------Kuruçay/İLİÇ
OĞUZ(TÜRKMEN) 24 BOYUNA BAĞLI OLANLAR
İğdir/Yiğdir(İyilik,Büyüklük,Yiğitlik);Bu
boydan bir grubun Kuruçay(İLİÇ)’daki nüfusları XVl.yy.da vergi nüfusuları
12’dir.
Kara evli/Kara-ivli,Karabölük:
İliç/ Karakaya Köyü
TÜRKÇE,TÜRKÇE ANLAMI OLAN(TÜRKÇELEŞMİŞ) KÖY ADLARI
(Aşağıdaki
köy adları tahlil ve açıklamaları;adlarının tarihçesinin ele alınışı
şeklinde değil,bugünkü telaffuzları esas alınarak yapılmıştır.Türkçe
olduğu açık olan kelimelerle,daha önce izah edilenlerin tekrarının
yapılmamasına çalışılmıştır.)
Ağıldere;Köy/İLİÇ.”Ağıl-dere”,Hayvan(Sığır
ve davar) konulan yerlere ağıl denir.Dere; en küçük akarsulara verilen
addır.
Ardos;Köy/İLİÇ.”Ard”;arka,sırt,son,netice,sarp
yer,yokuş,boyun,tepe,dağ sırtı gibi anlamlar taşır.Kırgız Türklerine bağlı
Edigene uruğuna tabi bir oymak “Arday” adını taşır.
Bağcağız:Köy/İLİÇ;”Bağ-cağız”.Tükçede
–cağız-,küçültme ve biçareliği belirtmek için kullanılan
eklerdendir.Bağcağız=küçük meyvelik.
Bağıştaş:Köy/İLİÇ;”Bağış-taş”.Taş’ın
Türkler tarafından değeri ve bazı hallerde kudsiyeti vardır.Yine bazı
yerlerde,bazı Türkler tarafından taşlara –bağış-yada-adak-(adak taşı)
yapmak geleneği vardır.Adı geçen köyde eski ululardan birinin mezarı
bulunmakta olup,yatırdaki ayrı duran kitabe taşında şu kayıt
mevcuttur.”Horasan pirlerinden İmam Zeynel Abidin soyundan Leşkeroğlu...”.
Çiftlikköy:Köy/İLİÇ;”Çiftlik”,tarım
ve hayvancılığın yapıldığı ve evleri bulunan uygun arazi demektir.
Çorencil:Köy/İLİÇ;Küçük
kıraç arazi denmesi mümükün.-Çora,-çoralı-,çoralu veya,-çorlu adında
Türkmen cemaatları Anadolu’da mevcuttur.Ayrıca Türkçe’de çer/çöp-diye
geçen veya dayanıksız binaları tasvirde kullanılan bir deyim mevcuttur.
Danzı:Köy/İLİÇ;Eski
Türkçe kelimelerinden olan”dansuh”,Dede Korkut’ta; armağan,hayrat
uyandırabilen eşya gibi anlamlara gelir.”Oğul,dan-dansuh bugün Oğuzda ne
gördün?”.
Dostan:Köy/İLİÇ;Türkçe
isimlerdendir.Osmanlılar devrinde Rakka,Erzurum,Çıldur yörelerinde bulunan
bir Türkmen cemaatının adı da “Dosanlı”dır.
Erhami:Köy/İLİÇ.
Gafur:Köy/İLİÇ.Gafurefendi
gibi Türkler arasında kullanılmakta olan kişi adına izafeten verilmiş köy
adlarıdır.Batı Anadolu’da “Gaffarlu” adlı bir cemaat da bulunmaktaydı.
Gemho:Köy/İLİÇ;Aslen
Türkçe olan,bazı deyimler gibi yöre şivesinden ‘o’nun eklenmesiyle değişen
kelimelerdendir.Anadolu’daki cemaatlerden birinin adı “Gedüklü”dür.Söğüt
yöresinde bulunan bir diğer cemaat “Gemran” diye anılır.
Geyran:
Köy/İLİÇ;Türk dairesinde kalan kelimelerdendir.”Gevanlı”,”Gevan” diye
kaydolunan yörük cemaati ile alakası müphemdir.-Geyri-,sonra,-geyreli-ise
kaburga altı demektir.
Gösge(Göske/Köşge)Köy/
İLİÇ:”Köşiğ”,”Köşiğe”sözler en eski Türkçe kelimeler
olup,-gölgelik-,-perde- gibi anlamlara gelmeteydi.Köklü –köşitmek-(örtmek)fiilinden
doğmuştur.-Gösgelmek-,sırt vermek,yaslanmak anlamına gelir.
Gümüşkan
Köy/İLİÇ;”Gümüş-kan”.Anadolu’da “Gümüşlü/Gümüşler” adında bir Türk cemaati
mevcuttur.Köyün ismi,kurucularının asaletli oluşlarını vurgulayıcı bir
nitelik taşımaktadır.
Hanage/
Köy/İLİÇ;Malüm olduğu üzere han ,konaklama yerlerinin adıdır.Yolcuların
kalma,konaklama ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için bazı imkanları
sağlayan hanlar;eski Türk toplum hayatında mühim bir yeri vardır.Yer
isimlerinde herhangi bir han’ın etkili olduğuna dair pek çok misal
verilebilir.Adı geçen köyde bunlardan biridir.
Hardışı/:Köy/İLİÇ;”Har”,çeşitli
Türkçe deyimlerde kullanılır.Bazı kelimelerin meydana gelişinde de
fonksiyonu olan seslerdendir.”Dışı”,için olmayan,ayrı anlamındadır.
Hasa/Köy/İLİÇ;Bu
yörede dut dökülen büyük çarşaflara “hasa”
denir.Sivas-Erzurum-Mardin-Diyarbakır yörelerinin çevrelediği “Hasanlı”
cemaatiyle ilişkisi müphemdir.
Hığdar/Köy/İLİÇ:Telaffuzu
Türkçe olan bu ismin,”Hıdıranlı” veya “Hıdırağa” Türkmen cemaatlerine
izafeten verilmiş olması da mümkündür.
Ilıç:Eski
Anadolu Türkçesi’nde hem hamam ve hem de ılıca için kullanılan “Ilıca”nın
söyleniş biçimlerindendir.
İslamkenti/Köy/İLİÇ;Türklerde
Orta Asya hayatı da dahil,yerleşim alanlarına “kent” (Şehir,merkez)
kullanmak geleneği yaygındır.Anadolu’da da aynı durum
sürdürülmüştür.Ayrıca bir diğer adı “Köşgerli” olan Türkmen cemaatlerinden
birinin adı “İslamlı”dır.
Kangurut/
Köy/İLİÇ:”Kan-gurut”,Birleşik Türkçe yer adlarından.Gurut veya
kurut,kurutulan bir süt mamülünün adıdır.
Kerdağ/
Köy/İLİÇ:Ker’le başlayan pek çok Türkçe kelime bulunmaktadır.Orta Anadolu
yöresinde üç köşeli törpüye ‘kerdah’ denmektedir.
Kuruçay/İLİÇ:”Kuru-çay”.Suyu
olmayan kuru derelerden müteşekkil akarsu yataklarına sahip yer demektir.
Kuzkışla/Köy/İLİÇ:”Kuz-kışla”.Kuz,Kuzey,güneşin
arkaya alındığı yer; kışla,askeri terimlerdendir.
Prensor/Köy/İLİÇ:”Penbe-sor”.Penbe
bir tür renk adıdır.
Poşeği/Köy/İLİÇ:Kemaliye
–Malatya yörelerinde Poşmük,çöplük anlamlarına gelir.
Sime/Köy/İLİÇ:Türkçeleşmiş
yer adlarındandır.Batı Anadolu yöresinde “sime”,çocuk oyununda kullarnılan
ucu sivri değneğe verilen addır.
Sokova/Köy/İLİÇ:”Sok-ova”.Türkçe
yer adlarındandır.
Sergevil/Köy/İLİÇ:Ser,
“baş”; gevil ise yörede “köy” anlamına gelmektedir.
Tapur(B.Tapur ve K.Tapur)/Köy/İLİÇ:Türkçe
yer adlarından olup,biçili ot ve ekinlerin yerden toplanmış haline
“tapul,tapur” denmektedir.
Tepke/Köy/İLİÇ:Türkçe
yer adlarındandır.Tüfek harbisine verilen bir diğer ad “Tebgeç”dir.
TÜRKÇELEŞMEYEN
Nordin========İliç
Zimara========İliç
CUMHURİYET DÖNEMİNDE KURUÇAY/İLİÇ

Kuruçay'dan Genel Görünüm
XX.YY BAŞLARINDA KURUÇAY:
Ali Kemali Erzincan Tarihi kitabında Kuruçay hakkında şu bilgileri
vermektedir.
Kuruçay:Kuzeyde Refahiye ve Zara,güneyde Kemaliye ve Divriği
ilçeleriyle,doğuda Kemah ilçesi,batıda Zara ilçeleriyle
çevrilidir.Yüzölçümü 1040 km2’dir.Kuruçay’ın tarihi bir adı yoktur.Bununla
birlikte geçmiş kavimlerin bazılarının bu ilçede yaşadıkları,şurada burada
rastlanan eserlerden anlaşılmaktadır.Başlıca Çörencil denen bir köyün
doğusunda ve köye 4 km.kadar uzaklakta “Kapıkayası” adıyla anılan yerde
bir harabe vardır ki iki kagir duvardan ibarettir.Köyün yaşlıları bunun
bir Ermeni kilisesi olduğunu,5-6 yüzyıldan önce yapıldığını ve bir keşiş
tarafından idare edildiğini “Karabaş” dedikleri bir keşişin orada bir
köşeye çekilerek yaşadığını –atalarından naklen- anlatıyorlar.
Bu harabenin Ermeniler’e ait olduğunu kanıtlayan bir şey
yoktur.Yeri biraz havadar olduğundan ve yakınında oldukça bol acı su ve
biraz yeşillik bulunduğundan,bir zamanlar yakınındaki Hasanova Köyü
Ermenileri, Paskalya günlerinde toplanırlar,o kilise harabesinde ibadet
eder hem de oyunlar ve eğlenceler düzenler,birarada vakit geçirerek akşam
köylerine dönerler,yaz günleri de aynı gezintiler ve kır eğlenceleri
yaparlarmış.
Keza, Kuruçay merkezinden 10km. uzakta “Bastana”dedikleri bir köy
vardır,halk bu adın Bedestan’dan gelmiş olduğunu söyler.40 hane olan bu
köyün her tarafında Şama yani kumlu kireçle kaynatılmış yapı yıkıntılarına
rastlanmaktadır.Köyün doğu tarafında yüksekliği 50 ile 100m arasında
değişen ,500 m uzunluğunda,her tarafa hakim bir kayalık vardır ve
arasından doğal bir yol geçmektedir.Eski bir tabya olduğu söylenir.Bu
kayalığın sonundan,ilçenin hen noktasına hakim ve Erzincan,Şebinkarahisar
dağlarına kadar bakan 3 km. uzunluğunda yaklaşık 2000 m. yüksekliğinde
büyük bir kaya vardır ki,zirvesine yakın bir iki doğal mağara
görünür.Nöbetçiler gözcüler buraya konulurmuş.
Çift sürenlerin burada rastladıkları madeni paralar arasında
Erzincan darphanesince yapılmış bazı Türk paraları çıktığı gibi,çok ince
bir sanat ürünü olduğundan kuşku duyulmayan,fakat ne yazık ki,tarafımızdan
okunmasına imkan bulunmayan resim ve yazılarla bezenmiş çok eski madeni
paralar da vardır.
Türk paraları Mengücek veya Eretnaoğulları’nın
saltanatının belirtisi olabildiği gibi,diğerlerini de eski Roma ve ya
Bizans devrinin bir hatırası saymak gerekir.Köy halkı ister belirsiz
olsun,hizbir bilgiye sahip değildir;yalnız köye Bedestan denildiği ve
20’şer m2 30-40 kadar bölmenin şamayla yapılmış temelleri ile,toprağın
yüzünde yalnız başlıkları görünen birer metre çapında iki direğin
bulunduğu yere de,”kilise” adı verildiğini söylemekte ve buranın eski bir
şehir olduğunu delilleriyle ifade etmektedirler.
Evliya Çelebi :”Kuruçay’ın Voyvodalık olduğunu”
söylemektedir. Demek ki,eskiden beri önemli bir yerdi.H.1281 yılına kadar
fahri bir müdür tarafından idare edilen bir bucak olduğu biliniyor.Bu
fahri müdürler arasında bütün köylere hakim Şahsuvaroğlu Ali Bey adlı biri
vardır ki; merkezi Göleris köyüydü.Bunun yerine Tepe Köyü’nü merkez yapan
Timur Ağa geçmiştir.Daha sonra Erhami Köyü’nden Bekir Efendi adında biri
fahri bucak müdürlüğüne geçerek,Erhami’yi merkez yapmış ve bu köy H.1281’e
kadar kır serdarlarının merkezi olarak kalmıştır.
Vilayet kuruluş yönetmeliği ile o tarihte ilçeye
çevrilerek,Erzincan Livasına bağlanıp ve bir süre Erhami Köyü merkez
yapılmışsa da,bu köy halkının her nedense şikayeti üzerine ilçe merkezi
“Han” dedikleri yere taşınmıştır.Bu yer Giresun-Harput yolu üzerinde ve
dere içinde tek bir handan ibaretti.Hükümet daireleri yıllarca bu handa
kalmıştır.Şimdi ki durumda(1930) 43 haneyle 25 dükkan,bir hükümet
konağı,bir telgrafname,bir okul,bir belediye dairesi ve iki handan
ibarettir.
Çeşitli suların birikmesinden oluşan Kuruçay,ilçe merkezinden
geçerek,buraya 25 km.uzaklıktakı Fırat(Karasu)’a dökülür.Kullanılıp içilen
işte bu sudur.Kasabanın doğusunda bulunan “Efkar Tepesi” adıyla anılan ve
her zaman hava akımlarına maruz kala tümsek,çıplak kayalık oldukça
ferahtır.
Yolu yoktur.Kuruçay-Refahiye,Kuruçay-Zara,Kuruçay-Kemah yolları
arızalı ve tehlikeli birer patikadan ibarettir.Bu nedenle ulaşım aracı
hayvanlardır.Hükümet konağının(1924) dışındaki bütün binaların hepsi
damdır.
İlçede hiçbir sanat yoktur.Halk zor ilkel bir tarzda tarımla
yaşar.Kültür bakımından çok geri olan ilçede,ilmi eser aramak doğal olarak
boşunadır.
Erzincan merkezine bağlı kaymakamlık merkezi olan yerlerden
kömür,simli,kurşun ve kükürt gibi madenlerin varlığı bilinmekle beraber bu
yıllarda henüz işletilmemekteydiler.1897-1900 yıllarındaki Kaymakamı
Mehmed Ali Bey,1902 de bir ara Ali Galib Bey bulunmuştur.1906 larda ise
Mehmed Tevfik Bey’dir.Ilıç bu senelerde 70 hanelik bir köy durumundadır.
Kuruçay’ın 1930’lardaki nahiye sayısı 3 (Merkez,Armudan,Kuzkışla)
ve 61 köyü vardı.1931 de şehir merkezindeki nüfus 432 ,köy nüfusu
10.218(Yekun:10.650) dir.Kazaların en geri kalanıydı.Temel geçim
kaynakları hayvancılık ve tarımdır..Dışarıya devamlı iş göçü olan
yerlerdendir.
İ L İ Ç

İliç'ten Genel Görünüm
1938 den sonra kaza merkezi İliç olur ve Kuruçay da
buraya bağlanır.Önceleri Kuruçay adını taşıyan yöre 1938 yılına kadar
Kemaliye ilçesine bağlı bir bucak merkezi durumunda idi.Bu tarihte
demiryolunun İliç'ten geçmesi üzerine Kuruçay kaza merkezi İliç'e
taşınarak İliç 1939’da Erzincan iline bağlı ilçe merkezi yapıldı .
İliç’in ilçe merkezi oluşuna ilişkin T.C.Dahiliye
Vekaleti ‘nin 15 Mayıs 1939 tarih ve 14863 Sayılı Kararnamesi ile ilgili
belge aşağıdadır.
Doğu Anadolu Bölgesi’nde,Erzincan iline bağlı ilçe ve
ilçe merkezi kasaba. Merkez bucağına bağlı 26,Armutlu bucağına bağlı 7,Kuruçay
bucağına bağlı 23 köyü vardır.Kuzey ve kuzeydoğuda Refahiye,doğuda Kemah
ilçeleri,güneydoğuda Tunceli ili,güneyde Kemaliye ilçesi,batı ve
kuzeybatıda Sivas ili çevrilidir.
İl merkezinin güneybatısında,Munzur Dağları’nın kuzeybatı
eteklerinde kurulmuştur.Yüzölçümü,1.397 km2,denizden yüksekliği,1.100
m,Erzincan’a uzaklığı 125 km’dir.
Toprakları güneyde Munzur Dağları’nın tepeleri ile
kuzeyde Bağcığaz dereleri arasında uzanır.İlçe merkezi Fırat’ın iki ana
kolundan biri olan Karasu’nun dar ve geçilmeye elverişli kısmı yakınında
kurulmuştur.Bu kısımda bir asma köprü Karasu’nun iki yakasını birbirine
bağlar.1938 yılında işletmeye açılan demiryolu ,Kemah Boğazı’nı aştıktan
sonra batıya doğru ilerlemek için bu suyun açmış olduğu vadiyi takip
eder.Karasu’nun güneyinde küçük ve gelişmemiş bir yerleşme olan İliç
kasabasının 3km kuzeyinden Haydarpaşa-Kars demiryolu geçer.
İliç’in kaza olmasında demiryolunun buradan geçmesinden
başka,Dersim İsyanı’nın bastırılmasında bulunan Abdullah(AKDOĞAN) Paşa,Kuruçay
Kaymakamı ile görüşüp bir milis kuvveti teşkil ettirir;bilahare O’nun
kaymakamlık merkezini İliç’e nakletmesini ister.Yine Abdullah Paşa’nın
tavassutu ile Ilıç Belediye Teşkilatı kurulur.İlk belediye reisi Rıfat
ŞAHSİVAROĞLU’dur.
Hükümet konağının yapımı,Erzincan İplik Fabrikası’nın temel atma
törenine geldiğinde Ilıç’a uğrayan o günkü Başbakan Şemsettin
GÜNALTAY(Kendisi Ilıç’ın Urek köyündendir.)’ın sayesinde 1949 da
başlamış,1961 de bitirilmiştir.Yine adı geçen Başbakan,kazada yaptığı
konuşmada buranın bilhassa Sanat Okulu’na ihtiyacı olduğunu belirtmişse
de,açılması mümkün olmamıştır.
İliç’in bazı mühim ihtiyaçlarının temin edilmesinde Hilmi FIRAT
adlı şahsın önemli yardımları olur.Babası Mustafa Kemal Paşa’nın silah
arkadaşlarından Hacı Hilmi Paşa’dır. Babasının vasiyeti üzerine Hilmi
Fırat,1959 da bir hastane(Hacı Halil Paşa Devlet Hastanesi) ve 1960/61 de
İliç Ortaokulu(Annesinin adı ile anılan İliç Seyda Fırat Ortaokulu)’nu
yaptırır.Kendisi 1983 yılı içerisinde vefat etmiştir.
1940’ ta kaza merkezinin nüfusu 866,köy nüfusu 16.054’ü bulur.Ilıç’ın
içtimai ve iktisadi yapısında meydana gelen bir değişiklik de,1962’lerden
sonra başlayan Şavaklı Göçer toplulukların buraya yerleşmesi ile olmuştur.
1970’te kazanın yekün nüfusu 15.183, 1980’de ise 11.386’
dır.Görülmektedir ki,bu kazamız da dışarıya çok sayıda gurbetçi
göndermektedir.
İLİÇ HAKKINDA YAŞLI
İNSANLARIN ANLATTIKLARI
İliç’in İlçe
oluşunu O.Necmettin ERDAĞI şöyle anlatıyor.(5 Temmuz 1927 doğumlu)
Yıl
1938,11yaşındayım.Mevsim sonbahar.Herkes bağını bahçesini bozuyor,kış için
hazırlık yapılıyor.O zamanlar evlerdeki her çocuk bağda,bahçede,tarlada
büyüklerine yardım için çalışmak zorunda.Geçim zor,fakirlik dizboyu.Zaten
yediğimiz içtiğimiz yetiştirdiğimiz ürünlerle sınırlı.
Bahçeden
biçtiğimiz sebze otlarını eşekle evin önüne taşıyorum.O gün Müslüm
ERDOĞAN’ın dükkanının bulunduğu yere geldiğimde,İliç’te görülmemiş bir
kalabalıkla karşılaştık.İnsanlar halka şeklinde toplanmışlardı.Ortalarında
babayiğit bir adam duruyordu.Eşeği falan unuttum.Kalabalığı merakla
izlemeye başladım.Zorla da olsa ortadaki adamı yakından görmeyi
başardım.Pantolonunun yanları kırmızı şeritli idi.Ceketinde de rütbenin
gereği nişanlar olduğunu sonradan anladığım çeşitli şekillerde takılar
vardı.
Kalabalık
yavaş yavaş Saatli Çeşme’ye doğru ilerledi.Çeşmenin başına
gelindiğinde,adını daha sonra öğrendiğim Abdullah Paşa (Babayiğit adam)
eliyle işaret ederek suyun çıkış yerini sordu.Oradaki büyükler bilgi
verdiler.Bunun üzerine Paşa; yanında bulunan görevliye dönerek “ Himmet;
İlçenin Projesi himmetine kalmış,derhal ilçe merkezi Kuruçay’dan alınarak
buraya taşınsın” emrini verdi.Herkes çok şaşırmıştı.Bu şaşkınlığı farkeden
Paşa, Kuruçay’da yaşadığı şu olayı oradakilere anlattı.”Görevim icabı
Kuruçay’a gitmiştik.Bir bardak su istedim.”Paşam 15 dakika bekleyin taze
su getirelim” dediler.Ben de “Buranın suyu o kadar uzak mı ?” diye sorunca
“Evet” dediler.Oradan buraya geldik.Bu suyu görünce kaza olmaya buranın
daha uygun olduğunu düşündüm.” dedi.
Daha sonra
Kuruçaylılar’ın böyle yaparsak Paşa bize bir çeşme yaptırır diye
düşündükleri ve bu olayı gerçekleştirdikleri söylentilerde duyuldu.
İLÇENİN GEÇİRMİŞ OLDUĞU
TABİİ AFETLER:
İlçe büyük
bir afet ve zarara maruz kalmamıştır.Yalnız 1939 Erzincan depreminde bazı
köyleri zarar görmüştür.

|